arşiv

‘İllerimizi Tanıyalım’ kategorisi için arşiv

Düzce ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 1065 km2

Nüfus: 314.266 (2000)

il Trafik No: 81

Düzce Batı Karadeniz’in tek antik kenti olarak ayakta kalan M.Ö. 1390 – 800 yılları arasında hüküm süren Eti Medeniyetine uzanan, Orhan Gazi komutanlarından Konuralp Bey tarafından 1323’de Osmanlı topraklarına katılan; günümüzün önemli idari, ekonomik ve sosyal gelişmelerle hep yükselme yolunda; bir çok alanda gelişimini sağlayacak alt yapısı mevcut; ancak 17 Ağustos ve 12 Kasım Depremleriyle kısa sürede toparlanacak güçte olan bir ilimizdir.

Bütün Anadolu’yu büyük merkezlere başlayan ve özellikle Ankara – istanbul gibi iki büyük kenti kat eden, TEM otoyolu güzergahında Ankara ve istanbul’a ön bahçe özelliğindedir. Başkent Ankara’ya en kısa mesafede denizi olan yerimiz Akçakoca’dır. Mavi ile yeşilin kucaklaştığı Karadeniz sahilleri büyük alanları kaplayan zümrüt ormanları, sayısız gölleri ve yaylaları, kaplıcaları, tarihi zenginlikleri saklayan; diğer taraftan büyük Milletimizin çok anlamlı gelenek güzelliklerini sürdüren; bir ilimizdir.

Yağmur ormanları olarak adlandırılan ormanları, birbirinden güzel yaylaları, Tabiat harikası Samandere ve Güzeldere şelaleleri, Efteni Kuş Cenneti, Kaplıcaları, Yaylaları ve Akarsuları ve Batı Karadeniz Bölgesinin ayakta kalan tek Antik Kenti Prusias – Konuralp Müzesi

iLÇELER:
Düzce ilinin ilçeleri; Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gökyaka, Gümüşova, Kaynaşlı ve Yığılca’dır.

Akçakoca
Akçakoca, Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz Bölümü’nün en batısındadır.
iç Anadolu’nun denize açılan en yakın penceresi konumunda, yeşil ve mavinin kaynaştığı şirin bir tatil beldesidir. Yöre insanı fındıkçılık, balıkçılık ve Turizm ile geçinir. Ankara ve istanbul metropollerine en yakın Karadeniz Akçakoca’dır. Yöre tarihi ve doğal güzelliklerine alabildiğine sahip çıkmış sıcak misafirperverliği, her mevsim bulunan tatlı su ve deniz balığı ve Alabalık üretimi ve tesisleriyle, yaylalarında Doğal canlı alabalığıyla, fındığı, meyvesi, dağ çileği meşhur kestane balı özellikle kemik hastalıklarına iyi gelen şifalı kumsalları denizi ve folklorik özellikleriyle her bütçeye uygun bir dinlence ve eğlenceyi birlikte sunar.

Bilinen tarihi M.Ö. 1112’ye dayanan Akçakoca; tarih içinde Diapolis, Akçağar, Akçaşehir isimlerini almış 1934 yılında bölgenin fatihi olarak bilinen Akçakoca Beyin ismiyle anılmaya başlamıştır. En yeşil, en mavi, en farklı, en lezzetli, en ucuz, en keşfedilmemiş en yakın Karadeniz’de en sıcak misafir edilmeniz için hepinizi Düzce ve Akçakoca’yı keşfetmeye davet ediyor

Gölyaka
Gölyaka ilçesi Batı Karadeniz Bölgesi, batı sınırları içerisinde Düzce ilinin en batı ucunda yer almaktadır. Gölyaka su kaynakları yaylaları ve ormanlarıyla bir çekim merkezi olarak kendisini göstermektedir.

Cumayeri:
Düzce’nin kuzeybatısında yer alan Cumayeri ilçesi Aralık 1999’da Düzce’nin il olmasıyla birlikte bu ile başlanmıştır.

Çilimli:Çilimli Batı Karadeniz Bölgesinde yer almakta olup, doğusunda ve güneyinde Düzce ili, batısında Cumayeri ilçesi ve kuzeyinde Akçakoca ilçesi bulunmaktadır.Özellikle kış aylarında Düzce Ovası’nda görülen sis tabakasına Çilimli ve civarında rastlanılmamakta bu nedenle yerleşim alanı olarak ideal bir konumdadır.

Gümüşova:ilçe Düzce iline 18 km. mesafede olup Düzce ovasının bitişiğindedir. Avlanmanın serbest olduğu dönemlerde ilçeden geçen Melen Çayı’nda balık avcılığı yapılmaktadır. ilçe fındık, çay, kayın ve ceviz gibi Karadeniz iklimine has bitki dokusuna sahiptir.

Kaynaşlı:
Kaynaşlı, istanbul-Ankara yolu üzerinde, Düzce Ovası’yla birleştiği boğazda kurulmuştur.

12 Kasım 1999’da meydana gelen Düzce depreminde Kaynaşlı yerle bir olmuştur. Uzun fay kırıklarının ve çatlaklarının oluştuğu ilçede 313 kişi hayatını kaybetmiş, 544 kişide yaralanmıştır.12 Kasım depreminde Kuzey Anadolu Fayı kırığı Kaynaşlı’da son bulmuştur. Fayın ucunda bulunan Kaynaşlı bu nedenle 12 Kasım depreminden en fazla etkilenen yerleşim yeridir. iehirde bulunan binaların %90’ından fazlası hasar almıştır.

Yığılca: Batıdan Düzce ili ve Akçakoca ilçesi, güneyden Kaynaşlı ilçesi ve Bolu ili, kuzeyden Zonguldak ilinin Alaplı ilçesi, doğudan Bolu ilinin Mengen ilçesi ile çevrili bulunmaktadır.

Tarihçe
Düzce’nin bilinen tarihi M.Ö. 1390 yıllarına kadar gitmektedir. Bu zaman içinde yöre, birçok kavimin ve Devletin istilasına maruz kalmıştır. Bu nedenle, çevre tarih öncesi ve sonrası Firig, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı uygarlıklarının izlerini taşımaktadır. Yörenin Osmanlı hakimiyetine geçiği Orhan Gazi’nin Komutanlarından Konuralp Bey tarafından 1323 yılında Bizans Tekfurları ile yaptığı savaş neticesinde gerçekleşmiştir.Onun adına izafeten bu yörenin adına Konuralp adı verilmiştir. Düzce’ye bağlı Konuralp beldesinde yer alan antik şehrin tarihi, Milattan Önce 3. y.y. kadar dayanıyor.
Geyve, Alp Suyu, Karaceebüş hisarlarını fetheden Konuralp, Akçakoca ve Abdurrahman Gaziler, Bizans devrinde Regio Torsia adı verilen Akova’ya akınlara başladılar. Konuralp Bey, Bolu topraklarına karşı bir sefer düzenlemiş Düzbazar’ı ele geçirdikten sonra da, şimdi hala yeri belirlenemeyen Uzunca-Bel’de de Bizanslılarla iki gün vuruşmamış, beklemiş ve arkasından kesin darbeyi vurmuştur. Osman Gazi , Düzce Pazarı ( ovasını) ve Bizans Prusias’ını, Konuralp’e verdi. 14.y.y. ilk çeyreğinden itibaren bu bölge Konuralp ilçesi ve kısaca “ Konrapa “ diye anılır.

Düzce, Osman Gazi’nin mahiyetinde 1869 yılına kadar Kastamonu Vilayeti Bolu Mutasarrıflığı Göynük Kasabasına bağlı bir nahiye iken, 1870 yılında Bolu Sancağına bağlı bir kaza haline gelmiştir.

17 Ağustos 1999 ve 12 Kas?m 1999 depremlerini yaşayan Düzce 1’i yeni 6’sı eski ilçe dahil edilerek 09 Aralık 1999 tarih ve 23091 Sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Resmi Gazetede yayınlanan “ Bir il ve iki ilçe kurulması ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında 584 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname” ile il Statüsüne kavuşmuştur.

Düzce’nin tarihini dört zaman dahilinde anlatabiliriz:
1- Eski Zaman Bitinyalılar Devri:
Bu zamanda Düzce hemen hemen ortada yoktu. Ancak Prusyas ( Üskübü ) mevcuttur. Düzce ise düz ve geniş bir ova hatta bataklıklar halinde Bitinyalıların oturdukları yerlerin doğusunda kalıyordu.

2- Roma ve Bizans Devri:
Prusyas ( Üskübü ) ile birlikte Düzce Ovasında en iptidai bir halde iken Bitiuyoji Nikomed Romalılara vasiyet ederek ölüyor. III. Nikomedin oğlu Filmostan’dan sonra Bitinya tamamen Romalıların idaresi altında bir müddet kalıyor. Düzce’nin bu zamanki hali birinci devreye nazaran biraz gelişmeye yüz tutmuş görünüyor. Bitinyalşlar devrinde bataklık halinde bulunan Düzce Ovası Romalılar zamanında ıslah edilmek suretiyle ziraat için daha elverişli bir hale gelmiş ve yavaş yavaş iskan edilmeye başlanmıştır. Romalılardan sonra bu havali Bizanslıların hakimiyetine geçmiştir. işte Düzce’nin gelişmesi, parlaması bu devrenin son zamanlarına rastlamıştır.

3- Osmanlılar Devri:
Osmanlı imparatorluğu zamanında Orhan Gazinin komutanlarından Konuralp 1323 tarihinde burayı Bizanslıların hakimiyetinden kurtararak imparatorluk topraklarına katmışlardır. Düzce’nin Konsopa adını alması bu devrededir. O zaman ilk ilçe Merkezi olan Gümüşabadı. Daha sonra ilçe Merkezine Üskübü dendi. Merkezide Prusyas ( Üskübü ) idi. Düzce bu sıralarda ticaret ve arazisi bakımından Üskübü’yü ve ilk ilçe Merkezi olan Gümüşabadı’yı gölgede bırakacak bir gelişmesiyle 1871 yılında ilçe Merkezi Düzce’ye nakledildi.

4- Cumhuriyet Devri:
Bu devirde her yerde olduğu gibi, büyük bir gelişme gösteren Düzce Türkiye’nin en işlek ve en zengin bir ilçesi oldu. D –100 ve TEM Otobanının geçmesi ile ulusal ve uluslararası boyutta gündeme geldi. 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 Depremlerinden sonra kısa sürede yeniden kalkınabilmesi için; 09.12.1999 tarih ve 23901 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 190 sayılı K.H.K 81. ilimiz olmuştur.


Coğrafya
Batı Karadeniz Bölgesinde Ankara – istanbul arasında ( D-100 ) Karayolu ve TEM otoyolu kenarında etrafı ormanlık dağlarla çevrili; yaklaşık 120 rakımlı bir ova üzerine kurulu, Bütün Anadolu’yu büyük merkezlere başlayan; Akçakoca deniz yolu ve Kuzeyden Büyük Melen yolu nehri ile Karadeniz’e açılan; Konuralp ile Batı Karadeniz’in tek antik kenti olarak; Doğal ve Kültürel güzelliklere sahip; Doğu ve Güneyde Bolu, Batıda Sakarya, Kuzeyde Zonguldak ve Karadeniz ile çevrilidir. Kuzeyde Karadeniz’e uzaklığıysa 30 kilometredir

Düzce, adından da anlaşıldığı gibi düz bir ova üzerine kurulmuş birinci sınıf tarım arazisine sahiptir.

Düzce Abant, Kartalkaya, Yedigöller, Akçakoca, Kardüz Yaylası, Efteni Gölü ve Kuş cenneti, Güzeldere ve Samandere şelaleleri, Mağaraları, Göletleri, Yaylaları, ve Alabalık üretimi ve tesisleri; Bolu dağı güzellikleriyle, Hasanlar Barajı, Büyük Melen, Küçük Melen nehirleri, Uğur ve Asar Suyu dereleriyle Doğal ve bakir ormanlarıyla adeta bir cennettir.

Bitki örtüsü olarak oldukça zengin ve yeşilin her görüntüsü vardır. Ovada kavak, fındık ve çeşitli meyve ağaçlarına, yüksek kesimlerde kayın, meşe, köknar, kızılağaç, çam ağaçların bulunduğu zengin orman alanlarına sahiptir. Ayrıca dik meyilli yüksek olan yerlerde zamanla açılmış fındık bahçeleri geniş yer teşkil etmektedir. Gölyaka- Efteni Kuş Cennetinde 150 – 200 kuş çeşidine rastlanmaktadır.

iklim olarak Karadeniz ve Balkanlardan gelen hava akımlarının etkisi altında kalmasından dolayı tam bir Karadeniz iklimi hüküm sürmektedir. Bol yağışlı ve rutubetli bir iklime sahiptir.

ilimiz nüfusu; 1997 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre 296.603 iken, 2000 Genel Nüfus Sayımı geçici sonucuna göre 315.080 olmuştur. 17 Ağustos 12 Kasım Depremleri Düzce merkezinde ağır hasarlara neden olmuş ve 980 kişi ölmüştür. Düzce şehir merkezi nüfusu 1997 ‘de 76.900 iken bu sayı 2000 ‘de 70.858’ dir. Yüzölçümü ise yaklaşık 2593 km.’dir

Yöre Mutfağı
Düzce ilimiz Türk Kültürü özelliği açısından oldukça zengindir. Çünkü burada yaşayan halk Kafkas Göçmenleri ve Doğu Karadeniz’den gelen ve yerleşik halktan oluşan insanlarla bir Cumhuriyet şehrimizdir.

Çerkezlerin Çerkez Tavuğu, Lepsisi, Mamursası ile Halujları meşhurdur.

Yerli Türklerin Gözleme, Kaymaklı ekmek tatlısı,

Karadenizlilerin; Laz Böreği, Yoğurtlu mısır ekmeği, Pancarlı pide, keşkeş,

Akçakoca’da Melengüççeği, Dardar pilavı, Isırgan yemeği, Balık Çeşidi olarak zengindir. Deniz ve Tatlı Su balıklarının yanında özellikle Tereyağda doğal ve üretim Alabalık.

El Sanatları
El Sanatlarıyla ilgili pek çok gelişmiş iş yeri, atölye ve Tarım Bakanlığına bağlı El Sanatları Kooperatif Merkez Okulu vardır. Unutulan veya gündemdeki Yöresel El Sanatları ile ilgili her türlü işlemecilik vardır. Ayrıca satış reyonları da mevcuttur. Özellikle Ağaç Sanayii gelişmiş olduğu için; ağaç üzerine her türlü işlemeler, yapılar mevcuttur. Yol boyu tesislerde bunların pazarlaması yapılmaktadır.
Ayrıca Silah Sanayii de özellikle Av Tüfeklerinde ve Tabanca işlemelerinde tanınır. El yapımı Silah işlemeciliği ve el yapımı Av Tüfeklerinde de Silahta da oldukça gelişmiştir.

Düzce il merkezi 39051 dakika kuzey enlemi ile 31008 dakika Doğu boylamında yer alır.

Türkiye”nin illeri arasındaki yeri, Bolu ili topraklarının batı ve kuzeyinde Sakarya ilinin doğusunda ve Zonguldak İlinin güneybatısında yer alır. Kuzeyinde Karadeniz ile sınırdır. Diğer illerle sınırlarını tabii sınırlar oluşturur. Bu sınırlar kuzeybatıda Sakarya ile Melen Çayı, batı ve güneyde dağların üst kısımları oluşturur. Deniz seviyesinden yüksekliği 160 metre kadardır. Güneydeki bu dağlar, batıdan doğuya Keremali, Elmacık, Güney Bolu ve Sünnice dağlarıdır.

Yollara göre doğu-batı yönünde uzanan D-100 karayolu ile TEM otobanı üzerinde yer alır. Bu yollar il merkezinden geçer. Bu konumu ile Avrupa-Asya arasında transit yol üzerindedir. D-100 karayolu il merkezinden ayrılarak Akçakoca ilçesi üzerinden Zonguldak İline bağlanır. Düzce bu konumu ile yol kavşağı şehridir.

Düzce”nin kuzeyinde Akçakoca, kuzeydoğusunda Yığılca, kuzeybatısında Çilimli ve Cumayeri, batısında Gümüşova ile güneydoğusunda Gölyaka ilçeleri yer alır.

Düzce”nin tarihi 14. yy”dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy” a kadar dayanmaktadır. Konuralp”in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti”nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda ”Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)”dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi.

Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda ” Prusias ad Hypium” olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395”de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.

Osman Gazi”nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias”ını fethetti…

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Yozgat ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Yozgat ili, İç Anadolu Bölgesi’nin Orta Kızılırmak Bölümü’nde Bozok Platosu üzerinde yer almaktadır.

Eski uygarlık merkezlerinden Hattuşaş (Boğazköy) ve Alacahöyük’le komşu olan Yozgat, önemli yolların kavşağında yer almıştır. Ankara – Sivas (E-88) karayolu ile Samsun – Kayseri – Mersin karayolları il’den geçmektedir. Bu yollar, uluslararası taşımacılıkta önemli bir yere sahiptir. Ülkemizden ve Avrupa ülkelerinden Ortadoğu’ya (İran, Irak) yapılan ticaret, bu yolların önemini daha da artırmaktadır.

Kuzeyde; Çorum , Amasya, Tokat
Doğuda; Sivas
Güneyde; Kayseri, Nevşehir, Konya
Batıda; Kırşehir, Kırıkkale illeri ile çevrilidir.

34° 05 – 36° 10 doğu meridyenleri ile 38° 40 – 40° 18 kuzey paralelleri arasındadır. Yukarıda belirtilen matematiksel konumuna göre il’in en doğusu ile en batısı arasında 2° 05 boylam (meridyen) farkı olup, yerel saat farkı 8′ 20″ dir. Kuzeyi ile güneyi arasında ise 1° 38′lik enlem (paralel) farkı vardır. Ancak, fark az olduğundan iklim üzerinde önemli bir etki yaratmamıştır.

Yozgat, alan bakımından Türkiye’nin 15. ilidir.

İzdüşüm Alanı: 13597 (km²) Gerçek Alanı: 14123 (km²)

Tarım
İlin ekonomisi büyük oranda tarıma dayalıdır. Yer şekilleri tarıma elverişli olan (% 98,8) İlde, yarı kurak iklim şartlarından dolayı, kuru tarım yaygınlaşmış ve ürün çeşitleri azalmıştır. İlde yoğun olarak, tahıllar (buğday, arpa, çavdar, mısır), ikinci sırada baklagiller (nohut, fasulye, yesil mercimek) yetiştirilmektedir. (Özellikle Boğazlıyan, Sarıkaya, Sorgun ve Merkez ilçede) Bunların yanısıra sulu tarım alanlarında şekerpancarı, ayçiçeği, patates ve soğan gibi ürünler yetiştirilmektedir. Sulanabilir alanlar sınırlı olduğu için, il tarımında sebze üretiminin önemi azdır. Genellikle; lahana, patlıcan, kabak, domates ve ıspanak gibi sebzeler üretilmektedir. iklimin sert oluşu ve depolama olanaklarının azlığından dolayı, meyve üretimi büyük boyutlarda değildir. Elma, armut, kayısı, vişne, üzüm, ayva, badem ve ceviz yetiştirilen başlıca meyvelerdir.

Hayvancılık
İl ekonomisinde tarımın yanısıra hayvancılıkta önemli bir gelir kaynağıdır. Bozkırların geniş yer kaplaması küçükbaş hayvancılığın yaygınlaşmasına yol açmıştır. Hayvancılık genelde tarımsal faaliyetlerle bir arada yapılmakta olup, mera hayvancılığı biçimindedir. Son yıllarda hayvan soylarının ıslahı çalışmaları ve hayvansal ürünleri değerlendirmeye yönelik sanayi faaliyetleri ile hayvancılık alanında canlanma olmuş, modern işletmeler kurulmaya başlamıştır. İlde, küçükbaş hayvanladan; akkaraman koyunu, kıl ve tiftik keçisi, büyükbaş havyanlardan sığır ve manda gibi cinsler beslenmektedir. Deri üretimi Yozgat’ın önemli gelir kaynaklarındandır. Son yıllarda kümes hayvancılığında da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Küçük ölçekli tavuk çiftliklerinde, modern yöntemlerle üretim yapılmakta olup, özellikle 1995 yılından itibaren yumurta üretiminde belirgin artışlar olmuştur.

Ormancılık
İl topraklarının %18,24′ünü kaplayan ormanlar Akdağmadeni, Aydıncık, Çandır, Çayıralan, Ççekerek, Kadışehri ve Saraykent’te yoğunlaşmıştır. Boğazlıyan ve Yenifakılı ilçelerinde ise orman örtüsü hiç yoktur. İlde ormanları işletmek ve korumak üzere toplam üç işletme müdürlüğü mevcuttur.

Yozgat Orman İşletme Müdürlüğü: Merkez, Aydıncık, Çekerek, Kadışehri, Şefaatli, Sorgun ve Yerköy.
Akdağmadeni Orman İşletme Müdürlüğü: Akdağmadeni ve Saraykent
Çayıralan Orman işletme Müdürlüğü: Boğazlıyan, Çandır, Çayıralan, Sarıkaya ve Yenifakılı ilçelerini kapsamaktadır.

Tarihçe
Yozgat Adının Verilmesi [değiştir]İlin asıl adı “BOZOK” olup, zamanla “Yozgat” olarak değiştirilmiştir. Oğuz’ların; “BOZOK” koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre “BOZOK” ismiyle anılmıştır. 1800′lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra “YOZGAT” adı da telaffuz edilmiştir.

“Yozgat” adının menşei konusunda ise, değişik söylentiler ileri sürülmektedir:
Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü’nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişindin ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri “Yüz kat” denmiş, zamanla bu isim söylene söylene “Yozgat” halini almıştır.

Diğer bir rivayete göre; Aşiret Reisi Ömer Cabbar Ağa’nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa, sürülerini bir yaz günü yaylakta otlatırken karşısına Hızır (AS) çıkıyor ve davar sahibi Cabbar Ağa’dan içmek için süt istiyor. Güler yüzlü Ömer Ağa hemen misafirine ikramda kusur etmeyerek, gönül hoşluğu ile sütü ikram eder. Hızır (AS) sütü içtikten sonra çok memnun kalır ve Cabbar Ağa’ya “Çobanoğlu, yozuna yoz katılsın, memleketinin adı Yoz-Kat olsun” diyor. Bu sözü söyleyerek kayboluyor. Temeli böyle olan Yoz-Kat söylene söylene Yozgat halini alıyor.

İsmin kaynağı hakkında her ne kadar tatmin edici bir bilgi yoksa da uzun yıllar bu havalinin böyle anıldığı bilinmektedir.

Birinci Büyük Millet Meclisinde Kütahya Mebusu Cemil Bey tarafından verilen bir takrir ile Yozgat ismi Bozok olarak değiştirilmiş, bilahare 23 Haziran 1927tarihinde Bozok Mebusu Süleyman Sırrı (İÇÖZ) Bey ve arkadaşlarının verdiği bir takrirle Bozok ismi tekrar Yozgat olarak değiştirilmiştir.

Antik Kentler
Kerkenes Harabeleri
Büyük Nefes (Tavium)
Çeşka Yeraltı Şehri
Alişar Höyüğü
Akbenli Çifliği Höyüğü (koccerium)

Müzeler – Konaklar
Nizamoğlu evi (Etnoğrafya Müzesi)
Karslıoğlu Konağı (Arkeoloji Müzesi)
Koçerler Konağı
ATATÜRK’ÜN Evi
capanoglu camisi
Ve bilinmeyen daha nere var bunu bende bilmiyorum

Kaplıcalar
Sorgun Kaplıcaları yeraltı kaynakları doga zengünlükleri
Sarıkaya Kaplıcaları
Bahariye (Cavlak) Kaplıcaları
Yerköy Kaplıcaları
Saraykent Kaplıcaları
Akdağmadeni (Karadikmen) Kaplıcaları
Cayiralan Elci Köyü (dipsiz)
Çayıralan menteşe köyü {nallıyan piknik alanları}…

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Kırıkkale ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Genel Bilgiler
Yüzölçümü : 4.365 km²

Nüfus : 383.508 (2000)

il Trafik No : 71

Kırıkkale Orta Anadolu, Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kavşak noktası konumunda olması itibariyle önemli bir coşrafi konumda bulunmaktadır. Zengin tarihsel ve kültürel bir geçmişi olan yöre bir turizm kenti olma potansiyeli taşımaktadır.

iLÇELER
Kırıkkale ilinin ilçeleri; Bahşili, Balışeyh, Çelebi, Delice, Karakeçili, Keskin, Sulukyurt ve Yahşihan’dır.

Sulakyurt : ilçe 15.yüzyılda Kalecik nahiyesine bağlı bir köy olarak şeyh Sami tarafından kurulmuştur. Küçükşami Cami şeyh Türbesi, Sarıkız Türbesi, Tokuş Sultan Türbesi mevcuttur. Kalekışla Kalesi, Kalekışla Mağrası, Seydin Tepesi ile Gültepe höyüğü belli başlı kültür değerleridir

Karakeçili : il merkezine uzaklığı 35 km. olup, ilçede 1995 tarihinden itibaren her yıl Karakeçili Uluslararası Kültür şenliği yapılmaktadır.

Tarihçe
Cumhuriyet Döneminde 1925 yılında kurulmuştur.Ankara’ya bağlı ilçe iken ,1989 yılında il olmuştur

Coğrafya
iç Anadolu Bölgesinde yer alan Kırıkkale, doğuda Çorum, Yozgat, güneyde Kırşehir, batıda Ankara, kuzeyde Çankırı illeri ile komşudur. Denizden yüksekliği 700 m’ dir.

Yöre Mutfağı:
Kırıkkale mutfağı Anadolu yemeklerinin sergilendiği bir mutfaktır. Buraya yerleşenler geldikleri bölgelerin yemeklerini buraya taşımışlardır. Bu yüzden Kırıkkale mutfağı çok zengindir. Anadolu yemeklerinde tarım ürünleri, sebze ve hayvan ürünleri ile ilgili yemekler başı çeker. Yemekleri içerisinde sebze yemeklerinin her çeşidine rastlanır. Külleme, kızartma, haşlama ve kavurma yöredeki yaygın et yemekleridir. Kırsal yörelerde ekmek olarak yufka yapılır. Bunun yanı sıra bazlama, gözleme, alazlama, kömbe ve katmer gibi ekmek türleri de yaygındır.

Yöreye özgü yemek çeşitleri arasında un tarhanası, yoğurtlu tarhana, sızgıt, ekmek aşı (guymak) madımak, pelte, etli bulgur pilavı ve mantı yer alır.

Ne Yenir?
Kırıkkale mutfağı Anadolu yemeklerinin sergilendiği bir mutfaktır.Kente yerleşenler geldikleri bölgelerin yemeklerini buraya taşımışlardır.Bu yüzden Kırıkkale mutfağı çok zengindir.Anadolu yemeklerinde tarım ürünleri, sebze ve hayvan ürünleri ile ilgili yemekler başı çeker. Yemekleri içerisinde sebze yemeklerinin her çeşidine rastlanır. Külleme kızartma haşlama ve kavurma yöredeki yaygın et yemekleridir. Kırsal yörelerde ekmek olarak yufka yapılır. Bunun yanı sıra bazlama, gözleme, alazlama, kömbe ve katmer gibi ekmek türleri de yaygındır.

Yöreye özgü yemek çeşitleri arasında un tarhanası, yoğurtlu tarhana, sızgıt, ekmek aşı (guymak) madımak, pelte, etli bulgur pilavı ve mantı yer alır.

Yapmadan Dönme
Yöreye özgü kilim ve heybe almadan,

M.K.E.K Silah Fabrikası Silah Müzesini gezmeden,

Karakeçili Uluslar Arası Kültür şölenini (15-16-17 Eylülde) seyretmeden…

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Osmaniye ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Genel Bilgiler
Yüzölçümü: 974 km²
Nüfus: 458.782 (2000)

il Trafik No: 80
Yukarı Çukurova’da, Ceyhan Nehri’nin doğu yakasında yer alan, alabildiğine geniş hinterlandıyla Osmaniye; Ceyhan Nehri, Hamıs, Karaçay, Kesiksuyu ve Sabun Çayları nedeniyle sulak, hem de Çukurova’yı doğuya başlayan yolların kavşağında olması nedeniyle işlek bir bölgededir.

Çukurova’ya has zengin tarım toprakları ve geniş ormanları ile şirin bir ildir. Osmaniye; Karatepe, Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Antik kentleriyle önemli turizim merkezidir.

Tarihçe
Osmaniye ‘nin Kısa Tarihçesi
Çukurova’nın doğusunda yer alan Osmaniye ilimiz, binlerce yıl yerleşim görmüştür.Buraların tarihi, bilinen en eski dönemlere kadar uzanmaktadır.Osmaniye ilinin tarihini yazmak için iki farklı tarihsel süreç incelenmelidir. Osmaniye kent tarihi ve Osmaniye ili sınırları içerisinde kalan bölgenin tarihi olarak, iki farklı tarihçe vardır.

Osmaniye’nin kent tarihinden önce, bölge tarihini incelemeliyiz. ilk çağlardan itibaren Hitit, Asur, Pers, Grek, Roma, Bizans gibi devletler ile bazı kavimlerin yaşayışlarına sahne olmuştur. Daha sonra Emevi ve Abbasilerin yaşadığı bu topraklara, Türklerin Anadolu’yu fethi ile 1080 yıllardan itibaren Türk aşiretleri gelmiştir.12 yy. başlarından itibaren bölge Türk yurdudur.

Aslantaş Baraj gölü altında kalan Domuztepe’nin güney ve batı yamaçlarında Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Demir çağlarına ait yerleşimler ortaya çıkarılmıştır.Kadirli ilçesinde bulunan Topraktepe höyük, Taşlı höyük,ispir höyük, Tırmıl höyük ve Cevdetiye beldesinde Karataşlı höyük bulunmaktadır. Yapılacak araştırmalarda bu kadar verimli toprak ve sulak alanların olduğu bölgede, çok sayıda höyük, gün yüzüne çıkmayı beklemektedir.

Akad Kralı Sargon ( M.Ö. 2340 – 2284 ) tarihsel içerikli yazıtlarında Amanus ve Toros Dağlarına, yani Anadolu’nun güneydoğu sınırlarına geldiğinden söz eder.
Sargon’dan sonra bir başka Akad kralı olan Naramsin ( M.Ö. 2260 – 2223 ) de, yazıtlarında Anadolu sınırlarına kadar varan askeri seferler yaptığını anlatmaktadır. Boğazköy Naramsin Tabletlerinde “Sedir Ağacı (Amanos) kralı ıskuppu” adı geçer.

M.Ö 3. bin yılı Mezopotamya kaynaklarında “Amanum”, Hitit imparatorluk devri tabletlerinde “Amana”, M.Ö. 4 – 7 yy. Asur yazıtların da “Hamanu”, Klasik çağ kaynaklarında “Maurun Oros”, Haçlılar devrine ait batı kaynaklarında “ Montana Migra”, islam devri kaynaklarında ise “ Cebel’ül lukkam” olarak kaydedilen bölge; halkın Gavur dağları dediği, coğrafyacıların adlandırması ile Amanos’lardır.

Gökçedam köyü, Hemite kalesinin 500 m güneyindeki kayalıklara işlenmiş Kral kabartması ve Babaoğlan kalesinin 300 m. uzağındaki tepede şaha kalkmış at üzerindeki kişi ve onun karşısında dua eder vaziyetteki kişi betimlemeleri, Hitit kral kabartmalarına benzemektedir. Hitit yazılı kaynaklarında bu bölge kralları ve halkından sıklıkla söz edilir.

Geç Hitit Kent Krallarından Asativata ( M.Ö. 8 yy.) Karatepe’de bir sınır kalesi kurmuştur.M.Ö. V. ve IV yy. Anadolu’ya egemen olan Persler, Çukurova’nın doğusuna da egemendiler.M.Ö. IV. yy. sonu ve M.Ö. I yy. ortaları arasında bölgede hakim güç Seleukoslardır.M.Ö. 333’de Büyük imparator ıskender IV. Dariusu Dörtyol ovasında yenmiştir. Kaya mezarları, nekropol alanları, Kalelerin bazılarının temellerindeki taş malzeme ve duvar işçiliği ile ortaya çıkan mimari öge kalıntıları Helenistik dönemde de buraların yerleşim gördüğünü gösterir.

Amanos Kilikya’sında Prokonsüllük yapmış olan, meşhur hatip ve devlet adamı Çiçero’nun M.S. 51’ de yazdığı mektupta da Amanos’lardan bahsedilmektedir.Roma imparatoru Mark Antony ( M.Ö. 39 – 31 ) tarafından yerel kral seçilen Tarkandimotos’un kurduğu ve başkent yaptığı Hierapolis-Kastabala kenti ile, Kadirli ilçesinin üzerine kurulduğu Flaviopolis kenti Roma dönemi eserlerindendir.

M.S. 260 yılında bölgeyi Sasani Kralı I. şapur ele geçirmiştir. M.S. 380 yılında Roma’ya başkaldıran Isaurialı Balbinos’un kontrolüne geçmiştir.
524 yılındaki depremde tüm Kilikya kentleri tahribata uğramıştır. 561 yılında imparator Justinianus zamanında ikinci bir deprem Kilikya’da ki tüm kentleri yerle bir etmiştir. Bunun ardından çıkan veba salgını kentlerde ve kırsal alanda büyük can kaybına yol açmışt?r.

M.S. 7 yy.dan itibaren Anadolu’yu Arap devletlerinin elde etme tutkusu oluşmuştur. Bu dönemlerde Avrupa’dan gelen tamamı farklı milletlerden, ama, Hırıstiyan olan Haçlılar ile, Emevi, Abbasi ve Türkler arasında bu bölgede büyük savaşlar yaşanmıştır. Abbasi Halifesi Harun Reşit döneminde bölgedeki önemli kale ve yerleşim yerleri yeniden yaptırılmış ve onarılmıştır.

Selçuklular zamanında Anadolu’ya gelen Türklerden bir kısmı Adana ovasına inmiş ve daha sonra Haraz mevkiinde ilk kez köy olarak Osmaniye’yi kurmuşlardır.
M.S. XI ve XII yy. da bölgeye bir dönem Haçlılar hakim olmuştur. M.S. XIV yy başlarına kadar yerel Ermeni kralları bölgede hüküm sürmüştür.

M.S. 1332’den sonra bölge tamamen Memlüklerin kontrolündedir. 1352’de Ramazanoğulları beyliğinin, 1517’den sonra da Osmanlı devletinin yönetimine geçmiştir. Buralara hakim olan aşiret beylikleri, sancak halinde teşkilatlandırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde ise bu sancak, Üzeyirli adıyla önce Zülkadriye eyaletine, sonraları da Halep eyaletine başlanmıştır.

19 yy. başında Kavalalı Mehmet paşa bu yöreyi ele geçirmişse de, 1840’da Kütahya Anlaşmasıyla tekrar Osmanlılara geri verilmiş ve Adana eyaletine başlanmıştır. Osmaniye’nin kent tarihçesi 1865’ten sonra başlar.

Merkezi yönetimin otoritesini kurmak, gezgin halde bulunan, merkezi hükümeti tanımayan, vergi ve asker vermeyen aşiretleri iskan ederek, disiplin altına almak için 1865 de Fırka-ı ıslahiye adlı bir askeri kuvvet oluşturulmuştur. Cevdet Paşa vezir payesi ile bölgeye tayin edilmiş ve fırka-i islahiye onun emrine verilmiştir. O sırada Adana’ya başlanan Payas sancağının merkezi 1877 ‘de Yarpuz’a nakledilmiş ve arazinin verimli olmasından ötürü de Gavur Dağına Cebel-i Bereket ( bereket dağları) adı verilmiştir. Payas ve Osmaniye kazaları da bu sancağa başlanmıştır.2. Meşrutiyetin ilanından sonra sancak merkezi Osmaniye’ye nakledilmiştir.

1. Dünya savaşının sonunda yenilen Osmanlı Devletinin topraklarının bu bölümünü Fransızlar işgal etmiştir. işgale direnen halk ve ağır kayıplar veren Fransızlar, Türkiye ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşmasını imzalayarak bölgeyi terk etmeye başlamışlardır. 7 Ocak 1922 ‘de Osmaniye’den çekilerek geldikleri gibi geri gitmişlerdir.

Bu sebeple her yıl 7 Ocak Osmaniye’nin Düşman işgalinden Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır.Cebelibereket Sancağı, 1877 yılında Gavur dağlarının asayiğini sağlamak için kurulmuştur. 30 yıl Yarpuz’ da, 15 yıl da Osmaniye’de konuşlandırılmıştır. 1923’de Cumhuriyetin ilanı ile Sancakların vilayete dönüştürülmesi nedeniyle “ Cebelibereket Vilayeti” adını almıştır. 1 Haziran 1933’de nedeni bilinmeyen tasarrufla ilçe haline getirilmiş ve Adana’ya başlanmıştır.

3 Kasım 1996 tarihinde yapılan mahalli idareler ara seçimleri öncesinde, il olması gündeme gelmiş, TBMM’ de 23 Ekim 1996 tarihinde yapılan oylamada il olması karara başlanmış, 28.10.1996 gün ve 22801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 24.10.1996 gün ve 4200 sayılı kanun ile yeniden il olmu?tur.

COĞRAFYA
Osmaniye, Akdeniz Bölgesinin doğusunda yer alır. Batıdan kuzeye doğru Orta Toroslar, doğu ve güneydoğu kesiminde Amanos (Gavur) dağları yükselir. Doğuda Gaziantep, güneyde Hatay, batıda Adana, kuzeyde ise Kahramanmaraş ile çevrilidir.

Etrafını çevreleyen dağlarda irili ufaklı onlarca yayla bulunmaktadır.

Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Osmaniye’de, yine Akdeniz bitkilerinin tamamına yakınını görmek mümkündür.

ilçeler
Düziçi ilçesi
Bahçe ilçesi
Hasanbeyli ilçesi
Kadirli ilçesi
Sumbas ilçesi
Toprakkale ilçesi

Yöre Mutfağı
Yöre mutfağının en önemli malzemesi bulgurdur. içli köfte, mercimek köftesi, çiğ köfte, kısır, sarma içi, bulgur pilavı, batırık, tirşik (pancar), toşgar, çiçcire, etli kömbe, Ramazan Bayramı’nda yapılan kuru kömbe ve pekmezi başlıca yemekleridir.

El Sanatları Ve Hediyelik Eşya
Karatepe Kilimleri
Dünyaca ünlü kilimlerin dokunduğu Karatepe-Kızyusuflu, köyü Kadirli’ye 20 km. uzaklıktadır. Doğal boya atölyesi, dört boya fırını, 25 yataklı sosyal tesisi bulunan kooperatifte kilimler tamamen doğal yün ve doğal kök boyadan, Anadolu Türk obalarının yüzyıllardır dokuduğu özgün motif ve renkler esas alınarak dokunmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışında birçok şehirde sergilenen kilimler büyük ilgi görmektedir. Kök boya ile boyanan yünlerden yapılan Karatepe kilimleri, dünyaca ünlü olup yurt dışına ihraç edilmektedir.

Seramik
Ham maddesi Toprakkale ilçesine bağlı Tütsüz köyü civarındaki volkanik curuflardan (leçe taşı) elde edilerek, Çukurova Üniversitesi Meslek Yüksekokulu’nda üretilen çeşitli seramik ürünleri, dayanıklılıkları ve motifleriyle Osmaniye’nin simgelerinden biri olma yolundadır.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Kilis ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Kilis Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Güneybatı bölümünde yer alan bir sınır ilimizdir.

İllin doğu, batı ve kuzeyinde Gaziantep güneyinde ise Suriye yer almaktadır. Gaziantep’e 58 km uzaklıkta olan Kilis Suriye sınırına ise 10 km uzaklıktadır. Kilis’ten geçen yol Türkiye sınırlarının ötesinde Azez’den geçtikten sonra Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. İl merkezi doğudan batıya doğru uzanan Resul Osman dağı eteklerinde kurulu olup güneye doğru inildikçe düz arazilere inen fazla engebeli olmayan bir sahada yer almaktadır. İlin kuzeyinde yer alan ve doğudan batıya uzanan dağlar arasında kuru dereler ve birkaç küçük akarsu bulunmaktadır. Genellikle kıraç arazilerin yer aldığı bu dağların etekleri ve üst kısımlarında tarıma elverişli araziler bulunmaktadır.

İlin güneydoğu ve sınır şeridi boylarında özelikle bağcılık ve zeytincilik çok gelişmiş ve tarıma elverişli araziler bulunmaktadır. Kırsal kesiminde yaşayan insanlar geçimini tarıma dayalı olarak sağlamaktadır.

İl sınırları 38 derce 27′ ve 38 derece 01′ boylamları ile 36 derece 38′ve 37 derece 32′ arasında bulunan Kilis’in yüzölçümü 1428 Km dir.

İldeki başlıca çaylar; Afrin Çayı, Sunnep Çayı, Sabun Suyu Çayı, ve Balık Suyu Çayları olup bu çayların geçtiği arazilerde sulu tarım yapılabilmektedir. Kilis ilinin %12,2 si orman ve fundalık arazi %69,3 ü tarım alanı %7,7 si çayır ve mera arazisi %10,6 sı tarım dışı araziden oluşmaktadır

Kilis 10 Haziran 1995 yılında Yalova ve Karabük’le beraber il olmuştur.Plaka 79, merkez nüfusu 70700,rakımı ise 643′tür.İlçeleri Elbeyli,Polateli ve Musabeyli olmak üzere 3 tanedir.Ayrıca merkeze bağlı Yavuzlu adıyla da bir beldesi bulunmaktadır…

Genel Bilgiler : il Trafik Kodu : 79
Yüzölçümü : 10521 KM.
Merkez,ilçe ve Köyler toplam Nüfus : 113.824.
Kilis adı Yukarı Mezopotamya da Pellada Cyrrhus denen bir kent ile aynı adı taşıdığı ve Osmanlı kaynaklarında Kilis kalesi olarak geçtiği görülmektedir.
Bu sözcüğün okunuşu “Kiris” olup “Kilis” sözcüğüne fonetiği bakımından büyük benzerlik göstermektedir. Grant Dictionier’de Cyrrhus’u “Kiris” anlamı da “Efendi” olarak yazmaktadır. Büyük olasılıkla 8. yy. da bölgeye gelen Türkmenler tarafından Kiris, Kilis diye söylenmiş ve bugünkü yeri Kilis olarak isimlendirilmiştir.

Tarihçe
Kilis doğası ve yerleşmeye elverişli coğrafyası nedeniyle tarihsel süreç içerisinde pek çok kavme (Babil, Hitit, Huri-Mitanni, Arami,Asur, Pers, Makedonya, Roma Bizans, Selçuklu, Memluk/ Kölemen,Osmanlı) ev sahipliği yapmıştır.

Kent merkezinin 5 km kadar güneydoğusundaki Oylum Höyük’te sürdürülen arkeolojik kazı çalışması sonuçlarına göre, yörenin tarihi Geç Kalkolitik Çağa (M.Ö: 3500-3000) kadar dayanmaktadır.

Ele geçen Hitit kaynaklarına göre M.Ö:1460’lı yıllarda Halep Krallığı’na bağlı olan yöre Hitit kralı II.Hattuşaş döneminde (M.Ö:1420-1400) Halep ile birlikte Hitit egemenliğinden çıktıysa da, kral II.Suppililuma’nın (M.Ö:1190-1180) Suriye seferinde tekrar Hitit imparatorluğu’na bağlandı.

M.Ö:1200 tarihinde Hitit imparatorluğu’nun yıkılmasından sonra önce Aramilerin (M.Ö: XIII.Yüzyıl-VI.Yüzyıl), M.Ö:1100’de de kral II.Tiglat-Pileser döneminde Asurların eline geçen yöre, önce Pers kralı Darius’un batıya (M.Ö:521-485), sonraki yıllarda da Makedonya kralı Büyük iskender’in (M.Ö:336-323) doğuya yayılma politikaları çerçevesinde, bu uygarlıkların sınırları içersinde kalmıştır.

Büyük iskender’in ölümünden sonra (M.Ö:323) yaklaşık 227 yıl Selevkosların / Selefkiler (M.Ö:281-64) egemenliği altında kalan Kilis ve yöresi M.Ö:64 yılında Roma imparatorluğu’na bağlandı ve adı Ciliza sive Urmagiganti oldu.

Roma imparatorluğu’nun 395 yılında ikiye ayrılması sonucu Doğu Roma dolayısıyla Bizans toprakları içinde kaldı ve Halep’le birlikte Bizans imparatorluğu’nun Suriye Theması’na bağlandı

Halife Hz.Ömer zamanında 636 yılında Ebu Ubeyde Bin Cerrah (Ebu Ubeydet-ibn-il Cerrah) tarafından islam topraklarına katılarak sınır bölgesi kentlerinden biri oldu.

V.Yüzyıldan sonra eski önemini yitiren Kilis ve yöresi, XI.Yüzyıla kadar Hıristiyan Bizans’la Müslüman Araplar arasında sürekli el değiştirdi.

Bu süreçte Müslümanlığı kabul eden kimi Türk kavim ve boyları (özellikle Horasan, Türkistan kökenli Oğuzlar), Abbasiler’in denetimine girerek; “Sügur (sınırlar,düşman ağzı olan yerler)” , “Avasım (sınır kentleri)” ya da “Uç Bölgesi” adı verilen yörelerde, bölgelerde iskan edildiler.

“şam Ucu” adıyla bilinen Kilis ve yöresine (A’zaz/Azez,Kuros,Anazarba,Ravanda) de savaşçı, dizdar (kale,sınır bekçisi), der-bend ağası (sınır, karakol bekçisi), murabıt (ibadetine düşkün kişi,şeyh,derviş), zahid (dindar,sofu) gibi nitelikleri taşıyan Türk boyları yerleştirildi.985 yılında tekrar Bizans egemenliğine giren bölge, XI.Yüzyılda Haçlı Ordularınca istila edildi ve Urfa Haçlı Kontluğu’na başlandı.

1124 yılında Artuklu (1101-1231) ve Eyyübi (1171-1348) egemenliklerinden sonra bölgeyi eline geçiren Kölemenler (Memluk Devleti,1250-1516); Anazarba, Azez, Kilis ve Ravanda kalelerini onardı; bugünkü Kilis kent merkezinin bulunduğu yeri, alışveriş/ticaret merkezi yaptı. 266 yıl süren bu egemenliğe Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, 24. Ağustos 1516 yılında Mercidabık’ ta (bugünkü Yavuzlu yöresi) Memluk ordusunu yenerek, son verdi ve bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı

Coğrafya
COğRAFş KONUM
Kilis ili Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Hatay-Maraş oluşu ile Fırat Irmağı arasında uzanan Gaziantep Platosu’nun güneybatı kesiminde yer alır.
1521 kilometrekarelik bir alanı kapsayan bu coğrafya 36o kuzey enlemi, 32o doğu boylamı arasında olup; doğuda Oğuzeli, batı ve kuzeyde Islahiye, kuzey ve kuzeydoğuda şahinbey, güneyde Suriye toprakları ile çevrilidir

FiZiKSEL COğRAFYA ÖZELLiKLERi
Bölgedeki yerbilimsel (jeolojik ve jeomorfolojik) anlamda oluşum II. Ve III zamanlarda gerçekleşmiş olup; geniş bir alan, bu zaman dilimlerinde oluşan yağlı bazalt ve doleitlerle kaplıdır.

Yörenin jeolojik yapısını Afrin Vadisi’nin batısında yer alan “Orojenik Fliş Zonu” ile vadinin doğu yönündeki “Gaziantep-Adıyaman Önçukuru Sedimantasyon Havzası” oluşturur.

Bu yapı üst kretase formasyonları üzerinde tersiyer yağlı tortullar ve kuvarterner bazalt tabakaları içermekte olup; miyosen sonunda oluşan faylarla, fay sistemleriyle yarılmıştır.

Bölgenin toprak yapısı yaş bakımından olgun (zonal) ve genç (azonal) özellikler içermektedir. Kalkerli-kalkersiz ve ağır killi bazaltik topraklar genellikle kırmızı ve kahverenkli olup, zonal özellik içerirken; ova ve koyak boylarındaki alüvyol ve kolüvyol topraklar azonal özellik taşır.

ilin kuzey ve kuzeybatı yönünde yer alan engebeli yapı Kartal Dağı’ndan (Sof Dağı) başlayarak Suriye sınırına doğru alçalmaktadır.Kurt Dağları, Darmik Dağı, Hazal Dağı, Kefiz Dağı, Koruca Dağı, Arap Dede Dağı ve Büyük Dağ ilin önemli yükseltilerini oluşturur.

AKARSULAR
Havza genişliği ve su miktarı bakımından yörenin en önemli akarsuyu Afrin Çayı’dır.Gaziantep’in kuzeybatısındaki Külecik Dağı’ndan doğan bu akarsu Musabeyli ilçesi sınırlar? içinde vadi tabanını genişleterek Kilis’in batısından il sınırları dışına çıkar.

Kilis ili sınırlarında 70 kilometrelik bir uzunluğa sahip olan Afrin Çayı, Bakırcan Deresi ile Karadere’nin birbirine karıştığı yerlerde “Kara Afrin”ını adını alır.

Sabun Suyu (50 km), Balık Suyu (45 km), Sinnep Suyu (30 km) ilin diğer akarsuları olup; üzerinde Seve Barajı, Üçpınar, Balıklı, Konak Göletleri bulunmakta, Sapkanlı Göleti de yapım aşamasındadır

iKLiM
Yıllık ortalama yağış miktarı 515,8 mm’dir. Yağışlar genellikle yağmur biçiminde (yılın 2-3 günü karlıdır) “aralık, ocak, şubat, mart” aylarında yoğunlaşır.

Yıllık ortalama nisbi nem %56 (en yüksek kış aylarında, en düşük nem haziran) olup, yıllık ortalama basınç 942.0 mb’dir

Yörede batıdan ve kuzeyden esen rüzgarlar etkilidir. Soğuk ve kuru / kurutucu bir etkisi olan poyraz, kış mevsiminin habercisidir ve halk arasında “mihrican” adıyla bilinir.

Batıdan esen rüzgarlar nemli ve serin olduğundan yöre halkının beklediği rüzgarlardır.

Bu atmosfer olayları kişi ve toplum yaşamını doğrudan etkilediğinden yöre halkı “şarki bulandırır, garbi sulandırır; kıbleden geldi kışımız, Allah’a kaldı işimiz.” tekerlemesini düzmüştür.

Akdeniz iklimi (tropikal) ile Doğu Anadolu ikliminin (karasal) kesiştiği bir yerde bulunan Kilis ve yöresinde, adı geçen iklim kuşaklarının özellikleri egemendir. Bu yapı biri sıcak-kuru, diğeri serin-nemli olmak üzere farklı klimatolojik özellik içerir.

ilde yıllık ortalama sıcaklık 16.8oC’dir. Kış mevsiminin en soğuk günleri ocak (ortalama ısı 3.6oC – 6.5oC) ayı; yaz mevsiminin en sıcak günleri ise temmuz ve ağustos (ortalama ısı 26.8oC) aylarıdır.

BiTKi ÖRTÜSÜ
Güneydoğu Anadolu step örtüsü ile Akdeniz bitki örtüsü arasında bir geçit alanı durumunda kalan Kilis coğrafyasının tarıma elverişli olmayan alanının %16’sını çayır ve meralar, %12’sini fundalıklar, %6’sını da ormanlık alanlar oluşturur.

Yaklaşık 7600 ha’lık bir alana yayılan orman ve korular Kurt Dağı, Haremli Tepesi, Afrin Çayı, Sabun Suyu, Deliçay yörelerinde yoğunlaşmıştır. Bu alan kızılçam (yöredeki en yaygın ağaç türü), meşe (kermez meşesi, pırnal meşesi, mazı meşesi, palamut meşesi), ardıç, tesbih ağacı, sakız ağacı, menengiç, akçakesme, sumak, badem, alıç, ahlat gibi ağaç türleri ile kaplıdır. Orman altı bitki örtüsü ise karaçalı, püren ve karışık maki formasyonlarından oluşur.

Yörenin endemik flora ve faunasını Gaziantep coğrafyasından ayrı düşünmemek gerekirse de, Kilis ve yöresiyle (özellikle Kurt Dağı,Sof Dağı) özdeşleşen endemik türler şunlardır:

Centaurea hausknechtii (peygamber çiçeği), Corchicum davisii (acı çiğdem), Fritillaria viridiflora (ters lale), Hesperis aintabica (Antep gece menekşesi), Onosma bornmuelleri (emzik otu), Satureja aintabensis (Antep sateri), Astragalus aintabicus (Antep geveni)

Kilis Mutfağı
Kilis mutfağı kendine has yemekleriyle zengin bir yapıya sahiptir. Yemekler, “günlük pişen yemekler” ve “özel günlerde yapılan yemekler” olmak üzere ikiye ayrılır.
Yemeklerin temelini et ve bulgur oluşturur. Bunun yanında sebze ağırlıklı yemeklerde mevsimine uygun olarak yapılmaktadır.
Kilis yemekleri, zengin Türk mutfağının özelliklerini taşımakla birlikte Halep mutfağı özelliklerini de yansıtır. Ön planda yağlı, baharatlı yemekler olduğu gibi zeytinyağlı yemeklerde Kilis mutfağının vazgeçilmez türlerindendir.
Zeytinyağı, yörede yetiştirilen yüksek kaliteli zeytinlerden elde edilir ki, hemen her Kilislinin mutfağında bulunan vazgeçilmez bir besin maddesidir
Kilis yemeklerinde damak zevki ön planda gelmektedir. Yemeklerin lezzetli özel önem verilir. Yemeklerde, yemeğin özelliğine göre çeşitli baharatlar kullanılır

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:
idaa oyun oyna bilmeceler fesbuk Değişik oyunlar facebook giriş Güzel mesajlar komik sözler mirc hosting