arşiv

‘İllerimizi Tanıyalım’ kategorisi için arşiv

Karabük ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 2 yorum

Karabük Türkiye’nin kuzeyinde Batı Karadeniz Bölgesi’nde yer almaktadır. 2000 yılı nüfus sayımına göre ilin nüfusu toplam 225.409′dur.

1937 yılında Safranbolu’ya bağlı Öğbeli Köyü’nün bir mahallesi iken 1935 yılında açılan Ankara-Zonguldak demiryolu ile önemini arttırmıştır.

3 Nisan 1937′de Atatürk’ün yönlendirmesi ile İsmet İnönü tarafından, halen Karabük’ün en önemli geçim kaynağı olan Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temelleri atılmıştır.

Karabük, 6 Haziran 1995′te, Çankırı’nın Ovacık ve Eskipazar ilçeleri ile Zonguldak’ın Eflani, Safranbolu ve Yenice ilçelerinin birleştirilmesiyle Türkiye’nin 78. ili olmuştur.

Karabük’ün futbol takımının ismi Kardemir Karabükspor’dur.

Coğrafya
Karabük’ün ilçeleriAnkara’nın 200 kilometre kuzeyinde ve Karadeniz sahilinin 100 km güneyinde kalan yer alan Batı Karadeniz Bölgesi ili Karabük kuzeyinde Bartın, kuzeybatısında Zonguldak, doğusunda Kastamonu, batısında Bolu ve güneyinde Çankırı illeri ile komşudur.

Karabük merkez, Eflani, Eskipazar, Ovacık, Safranbolu ve Yenice olarak 6 kısımdan oluşur..

Genel Bilgiler
Yüzölçümü: 1.376km²
Nüfus: il 142.569, kent 225.102 (2000)
il Trafik No: 78
Batı Karadeniz bölgesinde bulunan Karabük, Tarihi Safranbolu evleri ve antik kentleri ile bir turizm cennetidir.

Karabük, Türk Ulusunun tarihinde, sanayileşmeyi simgeleyen kent olmanın haklı gururunu taşımaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ulu Önder Atatürk’ün sanayileşme yolunda aldığı devrim kararı üzerine, Türkiye’nin ilk entegre demir-çelik tesisinin yeri için, maden kömürü havzasına ve sahile yakınlığı, demiryolu güzergahında bulunuşu ve stratejik uygunluğu nedeni ile Karabük seçilmiştir.

Tarihçe
Karabük ve çevresi, antik devirde Paflagonya denilen bölge sınırları içerisinde yer almaktadır. Coğrafi olarak çok karışık olan bu bölgedeki yerleşmeler erken bronz (tunç) çağda başlamış, geç bronz çağa gelindiğinde ise yerleşimlerin hem yoğunluklarında hem de boyutlarında önemli bir artış meydana gelmiştir. Hitit başkenti Hattuşa’da bulunmuş çok sayıdaki çivi yazılı metinlerden bu bölgedeki dağların Hitit Devleti’nin sürekli düşmanı olan kavgacı Kaşka Halkı’nı barındırdığı bilinmektedir. Bu nedenle güney Paflagonya bölgesinde geniş bir alana yayılmış pek çok höyük tespit edilmiştir. Bu höyüklerin hepsi stratejik noktalarda yer alırlar ve doğal su kaynakları ile verimli topraklara çok yakındırlar. Paflagonya toprakları üzerindeki tümülüslerin pek çoğu kaçak olarak kazılmış bulunmaktadır. Bu nedenle tümülüsleri tarihlendirmek zordur ancak kazılmış tümülüslerden çıkan malzemeye dayanarak en erkeni Friğ’den başlamak üzere Helenistik hatta Roma Dönemi’ne kadar uzandığı söylenebilir.

Karabük ve çevresi, Hititlerin; M.Ö 1200 tarihinde yıkılmasından sonra sırasıyla Firik’lerin Kimmer’lerin, Lidyalıların ve Pers’lerin egemenliği altına girmiştir. M.Ö 64 yılında Pontus Kralı Mithridates Evpator’un yenilmesi üzerine Paflagonya bölgesi Romalıların eline geçmiştir. Roma Dönemi’nde Eskipazar ilçesinde Hadrianapolis ve Kimistene antik kentleri önemli birer yerleşim merkezi olmuştur. M.S. 395 yılında Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca Karabük ve çevresinde bu defa uzun sürecek bir Bizans Dönemi başlamıştır. Bizans döneminde Eskipazar ve Safranbolu birer piskoposluk merkezi olarak yörede etkin dinsel yerleşim alanları durumuna gelir.

1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türkler Anadolu içlerine doğru hızla ilerlemeye başladılar. 1075’ de iznik’i ele geçirerek Anadolu Selçuklu Devleti’ni kuran Süleyman şah’ın komutanı Emir Karatekin Çankırı’yı fethettikten sonra Karabük ve çevresindeki kentlere yönelmiş ve 1084 tarihinde Ovacık, Eskipazar, Eflani ve Safranbolu’yu ele geçirmiştir. Bu tarihten sonra ele geçen bu topraklar Bizans ve Türkler arasında el değiştirmiştir. 1186 tarihinde Anadolu Selçuklu Devletini 11 oğlu arasında bölüştürmüştür. Bu tarihten itibaren özellikle Melik Ruknettin, II. Süleyman şah, Muhittin Mesut ve Gıyasettin Keyhusrev Selçuklu sınırlarını genişletmiştir. 1196 tarihinde Ankara Meliki Muhiddin Mesut Kastamonu taraflarında Bizanslılarla bir buçuk yıl savaştı. Safranbolu kalesini dört ay mancınıklarla kuşattıktan sonra fethetti. Safranbolu kalesinin alınmasıyla Türkler yöreye hukuken de egemen oldular ve kalenin “Dadybra” olan adını “Zalifre” olarak değiştirdiler. Bölge sınır olması sebebiyle Selçuklu-Bizans arasında sık sık el değiştirmiş ve tekrar Türklerin eline geçmesi 1213 yılına rastlamaktadır.

Bölgede sırasıyla; Çobanoğlu Beyliği, Umuroğulları Beyliği, Candaroğulları Beyliği, hüküm sürmüştür. 1326 yılından, Safranbolu’nun Osmanlı egemenliğine geçtiği 1416 yılına kadar, taraflar arasında birkaç kez el değiştirdiği görülmektedir. 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı sonrasında Karabük ve çevresi isfendiyaroğulları Beyliğinin eline geçer. Fetret Dönemi sonunda Çelebi Mehmet tarafından 1416 yılı itibariyle Osmanlı egemenliğine tamamen geçmiştir. Karabük ve çevresi kesin olarak Osmanlıların eline geçmesiyle Bolu sancağına bağlanmıştır. 1694 tarihinde Bolu Sancağı kaldırılınca Voyvodalık haline getirilmiş ve 1694 tarihindeki bir Hatt-ı Hümayunla yeni oluşturulan Viranşehir Voyvodalığına bağlanmıştır. 1811 tarihinde Viranşehir Voyvodalığı kaldırılarak Viranşehir Sancağı durumuna getirilmiştir. Sancağın yönetim merkezi ise Safranbolu idi. Karabük ve çevresi Milli Mücadele yıllarında uzun bir süre Kastamonu’ya bağlı kalmıştır. Karabük ve çevresindeki olaylar bu dönemde Safranbolu merkezli olarak gelişmiştir. 1. Dünya Savaşı sırasında tümü Karabük, Safranbolu, Eflani ve Ulus askerlerinden oluşan 42. Alaydan Çanakkale cephesinden 7 yada 8 kişi geri dönebilmiştir. Kurtuluş Savaşında, Kuvay-i Milliye’nin deri ve ayakkabı ihtiyacı büyük ölçüde Safranbolu’dan karşılanmıştır.

ilimiz, dünyanın çok az yerinde rastlanacak zenginlikte bir kültür mirasına sahiptir. Tespit edilebilen 21 adet arkeolojik alan, 5 adet Kentsel Sit Alanı, 4 Adet Doğal Sit Alanı, 1417 adet tescilli eser, 693 adet yazma eser, 1088 adet basma eser, 32 adet tümülüs, 4 adet höyük, 100’den fazla kaya mezarının yanında, tescili yapılmamış envanterleşmemiş binlerce kültür varlığına sahiptir.

Bugünkü Karabük, Safranbolu’ya bağlı Öğlebeli köyünün 13 haneli bir mahallesi iken 1934 yılında Ankara-Zonguldak demiryolunun açılması ile birlikte istasyon adı olarak ilk kez Devlet Demiryolları haritasında görülmeye başlar. Karabük’ün kuruluş öyküsü, aynı zamanda Cumhuriyet tarihimizde Endüstrileşmenin öyküsü ile eş zamanlıdır. 3 Nisan 1937 de büyük önder ATATÜRK’ ün direktifleri ile zamanın Başbakanı ismet iNÖNÜ tarafından Demir-Çelik fabrikalarının temeli atılır ve bu tarihten itibaren ülkenin sanayileşme sürecinde yerini alır. Karabük 1939 yılında Belediye, 1941 yılında Nahiye olur. 3 Mart 1953 yılında 6068 sayılı yasa ile ilçe haline gelir. Cumhuriyet kenti Karabük 550 sayılı kanun hükmünde kararname ile 6 Haziran 1995 tarihinde 78. il olarak Türkiye idare sistemindeki yerini alır.

Coğrafya
Batı Karadeniz Bölgesinde Karabük, kuzeyde Bartın (80 km.), kuzeydoğu ve doğuda Kastamonu, güneydoğuda Çankırı, güneybatıda Bolu, batıda Zonguldak illeriyle komşudur.

Karabük vadiler ve platolardan oluşmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 270 m. olmasına rağmen 2000 m yi bulan tepe ve yaylalar mevcuttur. Türkiye’nin önemli ormanlık alanlardan olan Yenice Ormanları “Açık Hava Orman Müzesi” olarak belirlenmiştir.

Ne Yenir?
Karabük’ün turizm merkezi Safranbolu’da evlerin restorasyonu ile oluşturulmuş pek çok yeme-içme ve eğlence mekanları bulunmaktadır. Akşamları Çarşı bölgesinde yoğunlaşmış eğlence mekanlarında canlı müzik dinlenebilir. Gözleme, kuyu kebabı, yayım makarnası, su böreği ve ev baklavası bulunabilecek yöresel yemeklerdendir. Her zaman taze satılan, fındıklı, şamfıstıklı, güllü ve safranlı çeşitleri bulunan Safranbolu lokumu, Safranbolu Evleri kadar ünlüdür.

Kısmen Karadeniz ikliminin özellikleri görülen Karabük, kıyıdan içeride kaldığı için, Karadeniz’in nemli havasından yeterince yararlanamamakta, karasal iklimin özellikleri daha ağır basmaktadır. Ancak, iç Anadolu’da olduğu gibi iiddetli kış soğukları ile kurak yaz sıcakları görülmez. En çok yağış ilkbahar ve kış aylarındadır.

iklim :
Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan Karabük’te kısmen Karadeniz ikliminin özellikleri görülmektedir. Yalnız Karabük, kıyıdan içeride kaldığı için, Karadeniz’in nemli havasından yeterince yararlanamamakta, karasal iklimin özellikleri daha ağır basmaktadır. Karadeniz ikliminden karasal iklime geçiş sahasındaki Karabük’te geçiş tipi iklim etkili olmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık 13.20 C’dir. En soğuk ay olan Ocak’ta ortalama 2.60 C, en sıcak ay olan Temmuz’da 23.10C, sıcaklık vardır. Ortalama yıllık amplitüd ise 20.50 C’dir. şu ana kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 11 Ağustos 1970’de 44.10 C’dir. En düşük sıcaklık ise 25 Ocak 1974’de -15.100 C olarak ölçülmüştür.

Karadeniz ikliminin etkisiyle her mevsim yağış görülse de, Temmuz ve Ağustos aylarına rastlayan kurak bir dönem belirginleşmiştir. Karadeniz kıyılarına göre oldukça az yağış alan Karabük’te yıllık ortalama yağış miktarı 487.7 mm. dır. Eflani, Ovacık ve Yenice çevresinde yıllık yağış miktarı daha fazladır. Temmuz ve Ağustos en az yağış alan aylardır. ilkbahar ve yaz aylarında sağanak yağışlar görülmektedir. Karabük’ün yıllık rüzgar gülü incelendişinde hakim rüzgar yönünün güneybatı olduğu görülür. Batı ve kuzeyden de fazla rüzgar esmektedir. Yıllık ortalama rüzgar hızı 0.8 m/sn. dır.

Bitki Örtüsü ve Doğal Hayat :
ilin yüzölçümünün % 60’ı ormanlarla kaplıdır. Merkez ilçe, Safranbolu, Yenice ve Eskipazar ormanların gür olduğu alanlardır. Eflani, Ovacık ve Eskipazar çevresinde karasallık etkili olduğundan bozkırlar yaygın olarak görülür. Buralarda yüksek kesimler ormanlarla kaplı olup ağaç yetişme sınırının üzerinde olan yerlerde geniş dağ çayırları bulunmaktadır.

Karabük’ün en yüksek yeri olan Keltepe bitki örtüsü açısından şu özellikleri taşımaktadır. Yüksekliğin az olduğu yerlerde Kızılçam, 700-800 metre yükseklikten sonra yerini Köknara bırakmaktadır. Karışık şekildeki ormanlar 1600-1700 metreye kadar çıkabilmektedir. Kayın, meşe, gürgen, Akçaağaç, dişbudak, kavak yaygın olan türlerdir. Dere içlerinde lokal olarak çınar, söğüt,ıhlamur,şimşir gibi türler ortaya çıkmaktadır. 1700 metreden daha yukarıda yüksek dağ çayırları yer alır. Burada kekik ve ada çayı en çok göze çarpan bitki türüdür.

Keltepe’deki bu durum bütün il genelini yansıtmaktadır. Karasal ikliminin daha fazla hissedildiği alanlarda meşe ön plana çıkarken, Eflani çevresinde çayır ve otlakların geniş yer kapladığı görülmektedir.

Yenice ormanlarının Türkiye’de eşi benzeri yoktur. Çok sayıda ağaç türünü barındıran bu ormanlardan, bilinen altı ana ağaç türüne 30 önemli ağaç türünü eklemek mümkündür. Gökpınar mevkiinde dört hektarlık bir alan arberetum (Açık Hava Orman Müzesi) olarak belirlenmiştir.

Yenice ırmağı vadisinde lokal bir Akdeniz ikliminin mevcudiyeti buralarda ladin, sandal, erguvan, menengiç gibi maki türlerinin yetişmesini sağlamıştır.

Yenice ormanları, çok çeşitli bu ağaç türlerinin yanında, bazı ağaçlarının olağanüstü çap ve boyutlara ulaşan örneklerini de barındırır. Bu anıt ağaçlarla birlikte orman altı bitkileri ve yaban hayvanları ile eşsiz bir ekosistem ortaya çıkmaktadır. Yenice ve Keltepe ormanlarında yaygın olarak bulunan şimşir ve porsuk ayrı bir öneme sahiptir. Bölgede çok miktarda yaban domuzu olup az sayıda tilki, tavşan, ayı, keklik, karatavuk, çulluk’a rastlanmaktadır. Yenice bölgesinde yukarıdakilerin dışında; Karaca, Vaşak, Yaban Kedisi türleri bulunmaktadır.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Yalova ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 1 yorum

Yalova, bugünkü idari bölünüşe göre,merkez ilçeyle birlikte 6 ilçeden oluşmaktadır. İlçeler;Yalova Merkez,Altınova,Armutlu,Çınarcık, Çiftlikköy,ve Termal’dir. Yalova’nın 6 ilçe belediyesi ile birlikte , toplam 15 belediyesi bulunmaktadır; merkez ilçede 1 (Kadıköy), Altınova’da 3 (Kaytazdere,Subaşı ve Tavşanlı), Çınarcık’ta 4 (Koruköy,Esenköy, Kocadere ve Teşvikiye) ve Çiftlikköy’de 1 (Taşköprü) belediyesi ve toplam 43 köyü vardır.

Armutlu Yarımadası’nın kuzey kıyısı ile Samanlı Dağları’nın kuzey eteklerine kurulmuş olan Yalova, Türkiye’nin kuzeybatısında,Marmara bölgesinin güneydoğu kesiminde yer almaktadır.İlin kuzeyinde ve batısında Marmara denizi,doğusunda Kocaeli,güneyinde Bursa (Orhangazi-Gemlik ve İznik ilçeleri) ve Gemlik körfezi yer almaktadır. Yalova ilinin kuzeyinden güneybatısına kadar olan sınırları Marmara Denizi ile çevrilmiştir.Kıyılar,girintili çıkıntılı bir özellik göstermez. Yalova’nın 39-40º kuzey enlemi, 29-61º doğu boylamları arasında denizden yüksekliği 2 metre ,en yüksek noktası 926 metredir.839 kilometrekarelik bir alanı ile ülke yüzölçümünün % 0.11′lik bölümünü kapsamaktadır. Yalova, yüzölçümü itibariyle Türkiye’nin en küçük ilidir ve denize en uzun kıyısı olan ( 105 km ) turistik illerinden de birisidir. Yalova,verimli ve bereketli ovalara sahiptir.Çınarcık, Gökçedere, Kirazlı,Kılıçköy ve Taşköprü ile deniz arasında birbirinden alçak tepeciklerle ayrılan büyüklü küçüklü ovalar oluşmuştur.Bu ovalar,akarsular boyunca uzanmakta olup çevrelerinde meyvecilik,sebzecilik yapılmaktadır. Yalova’nın toplam yüzölçümünün( 847,000 ha ) %82 ‘si,tarım arazisi ( 221,730 ha ), orman alanı(468,090 ha) ve çayır-mera arazisinden( 7,944 ha ) oluşmaktadır. İlin bitki örtüsünü makiler ve ormanlar oluşturmaktadır.Samanlı Dağları’nın kuzey ve güneyinde vadi içlerinde bulunan makiler,bu kütlenin etekleri boyunca kesintili şeritler ve parçalar halinde bulunurlar.Yalova’nın güneyindeki dik yamaçlar tümüyle gür bir orman örtüsü ile kaplıdır.Ormanlık alanlarda genellikle kayın,meşe,gürgen,kızılcık,kestane ve ıhlamur ağaçları görülür.Yalova’daki ormanlardan çevrenin odun ve kereste ihtiyacı karşılanmaktadır…

TARİHÇESİ

Yalova ili, Samanlı Dağları’nın kuzeye bakan eteklerinde kurulmuş, doğal güzellikleri, plajları ve ünlü kaplıcalarıyla önemli yerleşim yerlerinden biridir. Yalova yöresinde yerleşim çok eski tarihlere kadar gider. Önceleri bataklık bir alan olan bugünkü il merkezinde yerleşim ise çok daha sonradır. ilin güneyinde Doğu-Batı istikametinde uzanan Samanlı Dağları’nın Antik Çağ’daki adı Arganthonios’idi. O devrin tipik Anadolu adı olan Arganthonios, bize yöredeki yerleşimin i.Ö.2000’lere, yani Hattı-Hitit dönemine kadar gittiğini gösterir. Kent merkezi yakınında bulunan kaplıcalar, Antik Çağ’da Pythia Therma olarak adlandırılıyordu. ilk çağdan beri yararlanılan şifalı sıcak maden suyu kaynaklarından tesislerin kurulması ve geliştirilmesi, kentin büyüyüp tanınmasında rol oynadı.
Yalova yöresi, tarih içinde Bitinya, Roma, Doğu Roma (Bizans) toprakları içinde yer aldı. Yerleşmenin antik dönemdeki tam adı bilinmemekle birlikte, yöreye PYLOPYTHiA ve XENODOCHiON dendiği, çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.
Günümüzdeki Hersek ve Çiftlikköy arası, Roma, Doğu Roma (Bizans) imparatorlarının ve saray çevrelerinin yazlık sayfiye kenti olarak ün yapmıştı.
Adı geçen bölge, HALiZONES TOPRAKLARI ya da YALAKOVASI olarak tanınıyordu. Yöre, Haçlı seferleri sırasında önemli bir tahribata uğradı.
Selçuklular, 21 Ekim 1096’da bugünkü Hersek Köyü civarında bulunan KiBOTOS’ta, Haçlı öncülerini geri püskürttüler.
1301’te, Osmanlılar, Hersek-Yalakdere Vadisi-iznik yolu üzerinde bulunan Koyunhisar (Çobankale)’da, Bizanslıları yendiler ve akınlarını deniz kıyısına kadar sürdürdüler.
Osmanlı tarihinin ilk devirlerindeki dönüm noktası ise, 27 Temmuz 1302’de oldu. Osman Gazi komutasındaki Türkler, Yalakdere Vadisi’nin denize açılan ağzında ve Hersek civarında yapılan Bafeus Muharebesi’nde Bizanslıları büyük bir mağlubiyete uğrattılar.
Bazı tarihçiler, bu olayı Osmanlı Devleti’nin kesin kuruluş tarihi olarak kabul ederler.
Gerek 1301’deki Koyunhisar Muharebesi’nde, gerekse 27 Temmuz 1302’deki Bafeus Muharebesi’nde, Osmanlılar Bizanslıları yenmelerine rağmen, Çobankale (Koyunhisar) ve deniz kıyısındaki Yalakonya Kalesini ele geçirememişlerdi.
Yalova yöresi, 1337’de Yalakonya Kalesi ve Çobankale düştükten sonra, Emir Ali tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
XV ve XVI ncı yüzyıl tarihçileri, yöre için YALAKOVA ve YALAKABAD adlarını kullandılar.

COĞRAFYA
Yalova, Türkiye’nin kuzeybatısında, Marmara Bölgesi’nin güneydoğu kesiminde yer almaktadır. ilin kuzeyinde ve batısında Marmara Denizi, doğusunda Kocaeli, güneyinde Bursa (Orhangazi-Gemlik) ve Gemlik Körfezi yer almaktadır. Yalova, 39–40 Kuzey enlemi, 29–61 Doğu boylamları arasında yer almaktadır. Denizden yüksekliği 2 Metre, en yüksek noktası 926 metredir. 847 km2’lik alanı ile ülke yüzölçümünün % 0.11’lik bölümünü kaplamaktadır. Yalova doğu kıyılarındaki düzlükler dışında, dağlık bir bir araziye sahiptir. Bölgenin güneyi; batıdan doğuya doğru izmit – Sapanca arasında Kocaeli sıradaşları ile birleşen Samanlı Dağları’yla kaplanmış durumdadır. Birçok tepelerin bulunduğu bu dağlık arazide en yüksek tepe (926 m.) Beşpınar tepesidir.
Yalova ilinin kuzeyinden güneybatısına kadar olan sınırları Marmara Denizi ile çevrilmiştir. Kıyılar girintili çıkıntılı bir özellik göstermez.
ilin bitki örtüsünü makiler ve ormanlar oluşturmaktadır. Samanlı dağlarının kuzey ve güneyinde vadi içlerinde bulunan makiler, bu kütlenin etekleri boyunca kesintili şeritler ve parçalar halinde bulunurlar.

Yalova’nın güneyindeki dik yamaçlar tümüyle gür bir orman örtüsü ile kaplıdır. Ormanlar ilin yaklaşık % 5‘ini kaplar. Ormanlık alanlarda genellikle kayın, meşe, gürgen, kızılcık, kestane ve ıhlamur ağaçları görülür.

Marmara Bölgesi’nin doğusunda yer alan Yalova ilinin iklimi, Makro – klima tipi olarak; Akdeniz ve Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş niteliği taşır. Yalova iklimi, kimi dönemlerde karasal iklim özelliklerini yansıtmaktadır. Yalova bölgesinde kuzeyden ve güneyden gelenler, sakin nitelikli olmak üzere başlıca üç tür hava akımı egemendir. ilde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve bol yağışlıdır.
il bugünkü idari bölünüğe göre merkez ilçeyle birlikte 6 ilçeden oluşmaktadır.
ilçeler;
Merkez ilçe
Altınova
Armutlu
Çınarcık
Çiftlikköy
Termal’dir

NÜFUS
Yalova ilinin nüfus artış hızı 1990–1997 yılları arasında yaklaşık 2 kat artış göstermiş olup, bu tarihler arasında 113.417 olan genel nüfus 7 yıllık bir sürede 163.916 kişiye yükselmiştir. Bu artışa en önemli neden ilin 1995 yılında ilçe statüsünden il statüsüne geçmiş olmasıdır. Nüfus artış hızı 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem ile birlikte durma noktasına gelmiş, depremin hemen sonrasında bir miktar azalma olmuşsa da 2000 yılında ilin iskân sorununa sağlanan geçici çözümler ile nüfusta yeniden artış trendi gözlenmiştir. Ancak bu artış miktarı deprem öncesi oranlarının çok gerisinde kalmıştır. Yalova nüfusu cinsiyet bakımından incelendiğinde;iehir merkezinde kadın nüfusun erkek nüfustan fazla olduğu, ancak köylerde dengenin erkek nüfus lehinde değiştiği ve toplam erkek nüfusun toplam kadın nüfustan fazla olduğu görülmektedir.
Nüfusun yaş oranında incelendiğinde ise, nüfusun % 50’den fazlasının 10–39 yaş arasında yer aldığı görülmektedir.
DiE Kentsel Nüfus Artış Hızı Endeksi ve Nüfus Artış Hızı Endeksine göre yapılan değerlendirmede; 2005 yılında Yalova il Nüfusunun 190.826 olduğu; 2020 yılında da 279.430 olması öngörülüyor. Nüfus hareketleri açısından bakıldığında ise; 2000 yılında nüfusun % 41 köylerde, % 59’u ise şehirde yağmakta iken; 2005 yılında nüfusun % 39’u köylerde,% 61’i şehirde yaşamakta; 2020 yılında ise nüfusun % 34’ü köylerde,% 66’sının ise şehirde yaşaması öngörülüyor.

YÖRESEL YEMEKLER
Yalova’da yerel mutfağa özgü yemekler arasında, Pavli (haşlanmış lahana yaprağı kökü), Papara (mısır unundan yapılan çorba), kara lahana yemeği, Luhu şuşkey (mısır ekmeği doğranmış lahana yemeği), Çirbuli (Kırmızıbiberli yumurta), Lalanga (tavada yapılan ince hamur yemeği), Çubiyiş gayi (kestane yemeği) sayılabilir. Tatlılardan ise papa (süt ve un karışımı tatlı), Silohto (hamur tatlısı), Paponi (un ve şekerden yapılan tatlı), Meçavçevi tepsi (cevizli hamur tatlısı) Yalova’nın diğer lezzetlerindendir.
Yöre mutfağı, Yalova ili’nin çeşitli sosyal yapısı ve buraya göç ederek gelenlerin kendi kültürünü yaşatma isteği Yalova’da zengin bir mutfak kültürünün doğmasına yol açmıştır.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Ardahan ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Genel Bilgiler
Yüzölçümü: 5.576 km²

Nüfus: 170.117 (1990)

il Trafik No: 75

Ardahan ili, 27 Mayıs 1992’de çıkarılan yasayla, Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. ili olarak kurulmuştur.

Ardahan Kalesi’nde yapılan araştırmalar, yörede Eski Tunç Çağı’na ait kalıntıları ortaya koymaktadır. Eski adı Artan’dır. Ardahan Kalesi uzun yıllar, Osmanlı topraklarını Kafkasya yönünden gelen saldırılara karşı korumuştur. 1878 Ayastefanos Antlaşması’yla Rusya’ya verilen yöre, 1918 Brest-Litovsk Antlaşması’yla geri alınmıştır. Yerleşim, 26 Nisan 1919’da Gürcülerin işgaline uğramış, 23 ?ubat 1921’de Türkiye topraklarına katılmıştır.

Ulu Önder Atatürk’ün Damal Dağları’na düşen silueti ilk kez 1952 yılında Damal’a bağlı Yukarı Gündeş köyünden Adı güzel Kırmızıgül isimli vatandaş tarafından görülmüştür. Daha sonra fotoğrafçı Erdoğan Kumru tarafından siluetin fotoğrafları çekilerek negatifleri ile birlikte Genel Kurmay Başkanlığı’na gönderilmiştir. Resmileşen bu fotoğraflar ilk kez Anıtkabir’de sergilenmiştir. Her yıl Haziran ayının 15 ile Temmuz ayının 15’ine kadar saat 18’den itibaren Karadaı sırtlarında Atatürk’ün bu silueti net olarak yaklaşık 20 dakika izlenmektedir.

iklimi
Karasal iklime hâkim olup kışları uzun, sert ve kar yağışlı, yazları ise kısa ve serindir. Yalnızca etrafı dağlarla çevrili olan ve ortalama 900 m. yükseklikte bulunan Posof ilçesi mikroklimatik iklim koşullarına sahip olup, kışları yumuşak ve yağışlı, yazları ise sıcak geçmektedir.

iLÇELER:
Ardahan (merkez), Çıldır, Damal, Göle, Hanak, Posof.

Tarihçesi
Ardahan ili yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahip olup, MS 628 yılında Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin eline geçerek Ardahan adını almıştır. MS 1068 yılında Alparslan tarafından fethedilerek Selçukluların egemenliğine geçmiş, 29 Mayıs 1555 tarihinde imzalanan Amasya anlaşması ile Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı imparatorluğuna dahil edilmiştir. 1876 -1877 Osmanlı- Rus savaşı sonunda Savaş tazminatı olarak Kars ve Batum ile birlikte 13 Temmuz 1878 Berlin anlaşması ile Ruslara bırakılan Ardahan 1918 yılında Bresy – Litowski anlaşması ile Anavatana kavuşmuş, ancak 30 Ekim 1918 tarihinde Ardahan’da kurulan Milli şura Hükümeti tarafından Mondros Mütarekesi şartları red edilmiş, Milli şura Hükümeti Kurtuluş Savaşımızla bütünleşerek Kazım Karabekir Paşa ve Halit Paşa komutasındaki ordumuz tarafından 23 şubat 1921 tarihinde ilimiz kurtarılmıştır.Kazım Karabekir Paşa tarihe mal olan “Boğazlar Boğazımız, Kars-Ardahan Bel Kemiğimizdir.”sözünü söyleyerek Ardahan’ın yurdumuz için ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğunu vurgulamıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra il olan Ardahan 1926 yılında 877 Sayılı Kanunla ilçe yapılarak Kars iline bağlanmıştır. 27.05.1992 tarihinde Ardahan ili il olarak faaliyete geçmiştir.

Coğrafya
ARDAHANIN COğRAFi KONUMU :
Anadolu’nun Kuzeydoğusunda yer alan Ardahan kuzeyinde Acaristan (Gürcistan Toprağı), Kuzeydoğusunda Gürcistan ve kısmen de Ermenistan, Güneydoğu ve Güneyinde Kars, Güneybatısında Erzurum ve Batıda da Artvin illeri ile çevrilidir.
Ardahan ovası; Kuzey kesiminde Yalnızçam dağları, Güneybatıda Allahuekber dağlarının uzantıları, Kuzeydoğusunda Keldağ, Doğu tarafında Akbaba Dağı ve Güneyinde Kısır Dağı ile çevrilidir. Ortasından Kura ırmağı geçen Ardahan 1800 m. rakıma sahiptir.

DOğAL YAPI :
Doğu Anadolu bölgesinin Karadeniz Bölgesine komşu olduğu Kuzeydoğu kesiminde yer alan il toprakları yüksek ve engebelidir. Ardahan ili sınırları içinde yüksekliği 3000 m’yi aşan birçok doruk vardır. Çoruh-Kelkit dağlarının en doğu kesimini oluşturan Yalnızçam dağları Artvin il sınırı boyunca uzanır.
ilin kuzeydoğu kesiminde Keldağ (3.033 m.), Doğu kesiminde ise Akbaba dağı (3.026 m.) yer alır. il topraklarının güney kesiminin engebeli kısımlarını ise Allahuekber dağları ile Kısır dağı oluşturur. Kuzeydoğu-Güneybatı do?rultusunda uzanan Allahuekber dağlarına bağlı Kabakdağ 3.054 m. yüksekliğindedir. ilin en yüksek noktası ise Çıldır gölünün güneybatısında yer alan ve 3.197 m.’ye erişen Kısır Dağının doruğudur.
ilin orta kesimindeki yüksek düzlükler Ardahan Platosu olarak adlandırılır. Platonun deniz seviyesinden yüksekliği 1800-2000 m. arasında değişir. Orta kesimdeki alçak bölüm Ardahan ovası adıyla anılır. ildeki diğer düzlükler ise kısır dağının batısında bulunan bir çöküntü alanı olan Hasköy ovası ile güneybatı kesimindeki Göle ovasıdır.

YAPMADAN DÖNMEYiN:
*çıldır gölü, aktaş gölünü gezmeden
*sazan balığı yemeden
*şeytan kalesi, Ardahan kalesi diğer kalelerimiz kulelerimiz gezmeden .
*Atatürk silüetini izlemeden,
*festivallerimizi izlemeden,
*Ardahanda canlı alabalık yemeden,dömeyin

Halk Mutfağı
Anadolu’da her yörenin kendine has yemek kültür ve damak zevki olduğunu görürüz. Bu kültür yörenin coğrafi iklim özelliklerini üzerinde taşır. Bu nedenle Ardahan’ da tarım ve hayvancılığa dayalı bir mutfak kültürü gelişmiştir. Tahıl et ve hayvansal ürünlere dayanmaktadır. Kaz etinin yörede ayrı bir yeri vardır. Sebze olarak patates soğan ve kuru fasulye gelmektedir.
Kültür
Asya’dan Anadolu’ya bir geçiş noktası olan Ardahan bu stratejik konumu itibariyle tarih boyunca bu bölgede bulunan devletler arasında mücadelelere sebep olmuş ve sürekli el değiştirmek durumunda kalmıştır. Urartular, Arda Türkleri, Saka- iskit Türleri, Selçuklular ve Osmanlılar yörede yaşamış önemli uygarlıklardır.

Ülkemizde her yörenin olduğu gibi Ardahan’ında kendine has özellikleri olan bu özellikleri ile kendini farklı kılan bir kültür mirası bulunmaktadır. Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde Rus, Ermeni ve Gürcilerin işgaline uğrayan ve yıllarca esaret altında yaşamak zorunda kalan yöre halkı kendi kültüründen taviz vermemiş, bu mirası günümüze kadar taşımıştır.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Şırnak ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Sınırlarının 4/1 Doğu Anadolu Bölgesi, 4/3′ü Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunmaktadır. İlimiz kuzeyde Siirt, batıda Mardin, Kuzeydoğuda Van, doğuda Hakkari, güneyde Irak ve Suriye Devletleri ile komşudur. İlçeleri; Beytüşşebap, Cizre, İdil, Güçlükonak, Silopi ve Uludere’dir. İlimize bağlı 6 ilçe, 137 köy ve 64 mezra olmak üzere toplam 221 yerleşim birimi mevcuttur.

İlçelerimizin ilimize uzaklıkları şöyledir: Yüzölçümü :6904 Km Rakımı :1400 M. Cizre : 46 Km. Silopi : 75 Km. İdil : 75 Km. Uludere : 50 Km. Beytüşşebap :111 Km. Güçlükonak : 83 Km.dir. TARİHÇESİ: Çok eski bir geçmişe sahip olan Şırnak ilinin tarihi Katip Çelebinin 17.yy’da yazdığı “Seyahatname” isimli kitabına göre Nuh tufanı öncesine kadar dayanır. Bu rivayete göre Nuh’un gemisinin ilimiz sınırları içerisinde bulunan yüksekliği 2089 metreye kadar uzanan Cudi dağının tepesinde bulunduğu rivayet edilir. İlimiz genelinde Km kareye 45 kişi düşmektedir. İlimiz nüfusunun büyük kısmını Kürt nüfusu oluşturmaktadır. Az sayıda İdil ilçesinde Süryani nüfus bulunmaktadır. İlimizde, iklim koşulları ve dağlık arazi nedeniyle, yerleşim birimleri oldukça dağınık ve son derece elverişsiz bir durumdadır. Sık sık yaşanan terör olayları nedeniyle yöre halkı küçük yerleşim birimlerini terk etmek zorunda kalmıştır. İlimizin geçim kaynakları madencilik, sınır ticareti, küçük esnaflık ve kısmen de olsa hayvancılıktır.
2000 yılı itibariyle Türkiye toplam nüfusunun (67 845 bin) yaklaşık yüzde 10′u (6 604 bin) Bölge’de yaşamaktadır. Bölge’nin yüzölçümü de Türkiye’nin yaklaşık yüzde 10′nu (yüzde 9.7) oluşturmaktadır.
Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Proje alanı dünyanın en eski uygarlık merkezlerinden biri olup, Fırat ve Dicle havzaları ile yukarı Mezopotamya ovalarında yer alan 9 ili kapsamaktadır (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak). Bölge, heterojon bir kültürel ve toplumsal yapıya sahiptir. Son yirmi yıllık dönemde, özellikle GAP uygulamalarının yarattığı etkiler sonucunda, Bölge’deki toplumsal ilişkilerde, aile kurumunda, birey ve grup davranışlarında, kır-kent ilişkilerinde, dış dünya ile kurulan bağlantılarda gözle görülen bir değişim yaşanmaktadır. Bununla birlikte Bölge genelinde, aşiret, toprak ağalığı vb. geleneksel yapıya bağlı düşünce, davranış, değer ve yargılar kalkınmanın ve toplumsal ilişkilerde niteliksel değişmenin hızını ve yönünde olumsuz yönde etkilemektedir.
Sayılarla GAP Bölgesi
Türkiye�nin gayri safi yurtiçi hasılasına GAP Bölgesi�nin katkısı % 4 kadardır. Bölge nüfusunun % 37�si kırsal alanda yaşamaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfus artış hızı Türkiye genelinde % 1.8 iken aynı oran GAP Bölgesi�nde % 2.5�dir. Bebek ölüm hızı Türkiye ortalaması % 3.53, GAP Bölgesi�nde ise % 6�dır. Ortalama hane geliri Türkiye ortalamasının % 40�ı düzeyindedir. 2000 yılı itibariyle Türkiye genelinde okur-yazarlık oranı % 85.6 iken bu oran Bölge’de % 68.8′e düşmektedir. Okur-yazarlık oranının cinsiyetler arasındaki dağılımında da Bölge, Türkiye ortalamasının gerisindedir. Türkiye’de erkeklerin % 92.4′ü, kadınların % 78.7′si okur-yazarken, Bölge’de erkeklerin % 81.8′i, kadınların % 55.6′sı okur-yazardır. Bir başka deyişle bölge kadınının yarıya yakını okuma yazma bilmemektedir.
Ülke genelinde % 9.8 olan okul öncesi eğitim oranı Bölge’de % 2.1′e düşmektedir.
İlköğretimde okullaşma oranı ülke genelinde % 97.6 iken Bölge’de % 82.4′tür. Türkiye’de ortalama olarak 31 öğrenciye bir öğretmen, ortalama 42 öğrenciye bir derslik düşmekteyken, Bölge’de 43 öğrenciye bir öğretmen, 58 öğrenciye bir deslik düşmektedir. İlköğretimde cinsiyete göre okullaşma oranında Bölge, ülke ortalamasının gerisindedir. Türkiye’de kız çocuklarının ilköğretimde okullaşma oranı ortalama % 92.3 iken Bölge’de ortalama % 75.2′dir.
Türkiye’deki toplam 203 Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO)’nun 45′i Bölge’de bulunmaktadır. Toplam 102.4 bin öğrencinin 25.4 bini Bölge’deki okullarda eğitim görmektedir. Bunların 4.4 bini (% 17.5) kız öğrencidir. Ayrıca Bölge’de 8 adet Pansiyonlu İlköğretim Okulu (PİO) bulunmaktadır. Bu okullarda 4.2 bin öğrenci eğitim görmektedir.
Türkiye genelinde 1999-2000 öğretim yılında taşımalı eğitime bağlı olarak taşınan 622 bin öğrencinin 40.1 bini Bölge’dedir. Bunların 12.3 bini kız öğrencidir.
Genel ortaöğretim kademesinde ülke genelinde % 36.6 olan okullaşma oranı, Bölge’de % 18.4′tür. 2000 yılı itibariyle Türkiye genelinde ortalama 18 öğrenciye bir öğretmen, ortalama 31 öğrenciye bir derslik düşmekteyken, Bölge’de ortalama 25 öğrenciye bir öğretmen, ortalama 40 öğrenciye bir derslik düşmektedir.
Mesleki ve teknik ortaöğretimde ülke genelinde % 22.8 olan okullaşma oranı, Bölge’de % 6.8′e düşmektedir. Türkiye’deki resmi mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarının % 5.6′sı Bölge’dedir.
2000 yılı itibariyle Türkiye’de bir hekime düşen nüfus 920, bir uzman hekime düşen nüfus 2098, bir pratisyen hekime düşen nüfus 1640 olmasına karşılık aynı oranlar Bölge için sırasıyla 2154, 5822 ve 3418′dir. Türkiye’de 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 24.3 iken Bölge’de 13.1′dir.
Kadın ve çocuklara yönelik ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetleri Bölge’nin pek çok yerleşiminde yetersizdir. Kırsal yerleşim birimlerinin dağınıklığı ve Bölge’ye özgü doğa koşulları da sağlık hizmetlerindeki yetersizliği artıran bir etmendir. Temel sağlık hizmetlerinin sunumunda çok önemli bir işlevi bulunan, özellikle kırsal kesim sağlık ocakları ve sağlık evlerinin büyük bölümü hizmet dışıdır.
Bölge’de kırsal alan yerleşmelerinin % 28′i susuz, % 12′si ise yetersiz içme suyuna sahiptir..

ŞIRNAK’IN TARİHÇESİ

şırnak, 18 Mayıs 1990 tarihinde il olma ile tarih sahnesinde ikinci kez gündeme oturdu. Hz. Nuh (AS) tarafından Tufan öncesi kurulduğu söylenen Cizre, ikinci kez Nuh ve oğulları tarafından inşa edilirken şırnak yazlık ve yayla olarak inşa edilmiştir. Nuh ve oğulları yılın iki-üç ayını Cizre’nin kızgın sıcağından korunmak için şırnak’ta geçirirlerdi. şırnak kelimesi bazı tarihlere göre “şEHRi NUH” tan türetilmiştir. Guti, Babil, Med, Asur, Pers, Sasani islam imparatorluğu, Emevi, Abbasi dönemlerinden, şırnak Cizre’ye bağlı iken Cumhuriyet döneminde Siirt iline bağlı bir ilçe haline gelmiştir. şırnak topraklarında bir çok uygarlıklar kurulmuş, bu topraklar buğdayın ilk kullanıldığı, Tekerleğin, yazının bulunduğu ve kullanıldığı medeniyetleri içinde barındırmıştır.

19800 yıllık bir geçmişi olan Tufan olayı şırnak ili sınırlarında bulunan Cudi dağında noktalandığndan bütün dünya insanlarının ikinci beşiği şırnak ve Cizre olmaktadır. Hz. Nuh Peygamber’in türbesinin Cizre’de oluşu, Cizre surlarının gemi şeklinde olması, Gut, Babil, Asur Kitabeleri ve kabartmaları bunu kanıtlamaktadır. Ayrıca yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Hud Suresinin 44. ayeti açıkça Tufan-Nuh gemisinin Cudi Dağında durduğunu yazmaktadır.

şırnak ili tarihte bir çok önemli devletin başkentini kendi topraklarında barındırmıştır. Birinci Babil devletinin başkenti BABiL(Kebeli Köyü) Cizre sınırları içindedir.

Guti ((GUDİ) imparatorluğunun başkenti olan BAJARKARD, Silopi ilçesi topraklarındadır.

Coğrafi Konum:şırnak ili topraklarının batı kesimi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde yer alır. Öteki yarısı da Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içerisinde kalan ilin toplam alanı 7. 152 Km² dir. il Batıda Mardin, Kuzeyde Siirt, Kuzeydoğuda Hakkâri illeri, Güneyde de Irak ve Suriye ile çevrelidir

iklim: şırnak ilinde iklim yörelere göre farklılık göstermektedir. ilin yüksek kesimlerinde, Doğu Anadolu’nun sert kara iklimi, diğer kesimlerde ise karasal iklim hâkimdir

Dünden Bugüne şırnak
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en doğu ucunda yer alan şırnak, 18 Mayıs 1990 tarihinde, Siirt’in şırnak ve Güçlükonak; Mardin’in idil, Cizre ve Silopi; Hakkari’nin Uludere ve Beytüşşebap yerleşimlerini alarak il olmuştur. 19800 yıllık bir geçmişi olan Tufan olayı şırnak ili sınırlarında bulunan Cudi Dağında noktalandığından bütün dünya insanlarının ikinci beşiği şırnak ve Cizre olmaktadır. Hz. Nuh Peygamberin türbesinin Cizre’de oluşu, Cizre Surlarının gemi şeklinde olması, Ayrıca yüce kitabımız Kur’an-ı kerimin Hud süresinin 44. ayeti açıkça Tufan-Nuh gemisinin Cudi Dağında durduğunu yazmaktadır. Hz. Nuh (AS) tarafından Tufan öncesi kurulduğu söylenen Cizre. ikinci kez Nuh ve oğulları tarafından inşa edilirken şırnak yazlık ve yayla olarak inşa edilmiştir. şırnak kelimesi bazı tarihlere göre “şEHRi NUH”tan türetildiği söylenmektedir.

GİYİM VE KUŞAM
şırnak ve ilçelerinde genel olarak erkeklerin giysisi şal-şepik, kadınlarınki ise fistan (Entari) dir.Ancak gün geçtikçe bu giysilerin yerini,takım elbiseler ile diğer kadın giysileri almaktadır.Yaşlı erkekler ile orta yaşlılar daha çok şalvar ve ceket giyerler.Fakat yeni de şırnaklıların vazgeçemediği giysi şal-şepik tir. şal-şepik,çok ince tiftik ipliğinden, şırnak ve çevresindeki ustalarca dokunmakta ve özel bir stilde diktirilip giyilmektedir. şal-şepik,yelek ve şelema olmak üzere dört parçadan oluşur.Ancak altta giyilen ve fanila yerine geçen kırasta giyilip bunun kol ucuna iliştirilmiş levendi denilen bir parçası daha bulunmaktadır.

şal,geniş boru paçalı olup,pantolon yerine giyilir.Gömleğin üstüne şapik denilen parça giyilip,bele şeleme denilen geniş ve kalın bir kuşak bağlanır.Daha sonra yelek giyilerek kıras (Fanila) nın kol ucuna bağlı levendi (Bilek Kuşağı) bilek üzerine sarılır,başa da ya kefi veya şapka giyilir.

Kadının genel giysisi ise fistan (Entari) olup,paçası ayak bileklerine kadar uzanır.Genel olarak kadife,çemçem denilen kumaş veya diğer değerli ithal kumaşlardan dikilir.Göğüs kısmı hafif açık olup,alta giyilen ön kapama kısmı fistolu ve ucu nohut büyüklüğünde bağlanmış rengarenk kumaş parçaları ile bezenmiş bir yelek giyilir.Yine alta giyilen ve kıras denilen uzun alt eteğin koluna iliştirilmiş levendiler,fistan üzerinden kol bileklerine sarılır.Bele ise ince kumaş bağlanır.Kadınlar başlarına kıtan denilen uzunca bir tülbent bağlarlar.Kıtan denilen tülbentte boncuk ve fistolarla süslenir.Bundan başka göğüs üzerine çeşitli altın çerçeveli süs taşları takarlar.Kulaklarına bergahar denilen,boğazdan birbirine bağlı küpeler, tetreme veya semek denilen gerdanlık ve diğer ziynet eşyalarını takarlar.Burunlarına ise hızma takarlar.Kadınların kullandığı hicol,serkezi,hırhal gibi diğer takılar da vardır.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:

Van ilimizi Tanıyalım

Cuma, 03 Tem 2009 yorum yok

Genel Bilgiler
Yüzölçümü: 19.069 km²
Nüfus: 877.524 (2000)
Van ve çevresinin coğrafya ve savunma bakımından önemli bir konumu olduğu için çok eski dönemlerden beri yerleşim alanı olmuş, birçok uygarlığın izlerini üzerinde barındırmıştır.

Van şehri, kültür varlıkları, doğal güzellikleri, yöresel gelenekleri, ulaşım imkânları ve dört mevsim farklı güzellikler yaşatan iklimiyle önemli turizm merkezlerindendir.

Van ve çevresi eski çağlardan beri devingen bir bölgedir. En eski Türkmen yerleşim alanlarından olan şehir değişik zamanlarda çeşitli etnik grupları barındırmıştır. Ayrıca bir sınır kenti olduğundan komşu ülke kültürlerinden de etkilenmiş olması Van’da oldukça renkli bir kültürel birikimin doğmasına neden olmuştur.

Van ilinin adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. ilde adı bilinen en eski yerleşme, uzun yıllar Urartuların başkenti olan Tuğpa’dır. Yörenin en eski adı yine Urartular döneminden kalmadır. M.Ö. 9. yüzyıldan sonra bölge Urartu yazılı belgelerinde Biaina/Biane ülkesi, Assur kaynaklarında ise Nairi olarak geçmektedir. Tuğpa’nın başkent olarak kurulması I. Sarduri zaman?nda M.Ö. 9. yüzyıldadır. Van Kalesi Höyüğü’ndeki arkeolojik çalışmalar kent geçmişinin M.Ö. 3000’lere, Eski Tunç Çağı’na kadar gittiğini göstermiştir. M.Ö. 7. yüzyılda II. Rusa döneminde Urartu idare merkezi Rusahinili (Toprakkale) yapılmışsa da Urartu kralları “Tuğpa’nın Efendisi” unvanını gurur duyarak kullanmışlardır. M.Ö. 6. yüzyıl başlarında, iskit ve Med akınları, Urartu Krallığı’nın ve Tuğpa’nın sonunun gelmesine neden olmuştur. Eski Tunç’tan I. Dünya Savaşı sonuna kadar kesintisiz olarak yerleşime sahne olan kentte Hurriler, Urartular, Medler, Persler, Parthlar, Bizanslılar, Sasaniler, Selçuklular, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri, Safeviler ve Osmanlıların izleri görülür. Osmanlılar döneminde Eyalet statüsü kazanmış olan Van’da o dönemde önemli gelişmeler olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar tarafından işgal edilen Van ve çevresi 2 Nisan 1918’de işgalden kurtarılmıştır. işgalden kurtulduktan sonra “Bağlar mevkii” denilen bugünkü yerinde yeniden kurulmuştur. 1923 yılında il olan Van şehri gelişerek çağdaş bir kent olmuştur

Tarihçe
Van ve çevresine önce Hurriler yerleşmişler, sonra Urartular 200 yılı aşkın süre hüküm sürmüşlerdir. Daha sonra Medler, Persler, Makedonyalılar, (Büyük iskender), Partlar, Sasaniler, Bizanslar, Selçuklular, ilhanlılar, Celayiroğulları, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar hakim olmuşlardır.

Coğrafya
ilin kuzeyinde bulunan Tendürek dağlarında yükseklikleri 2400 ile 3000 metre arasında değişen “Sınır Dağları” uzanır. Van yöresinde büyük nehir ve akarsular bulunur. Bu akarsuların en önemlileri Hoşap suyu, Memedik çayı, Karasu, Bendimahi çayı, Deliçay, Irşat çayı ve Zilan çaylarıdır.

Van bölgesi göller bakımından da önemli bir bölgedir.irili ufaklı birçok gölden başka Türkiye’nin en büyük gölü de bu bölgededir.

Yazları az yağışlı ve sıcak kışları az yağışlı ve oldukça soğuk geçmektedir. Baharlar ise bol yağışlı ve ılıktır.

Yöre Mutfağı
Murtuğa (kahvaltılık), cacık (kahvaltılık), ilitme, ekşili, senseger gibi yemek türleri ile ünlü Van otlu peyniri yöreye özgü yiyeceklerdir. Kavut, ilitme, ekşili , sengeser ve keledoş yöreye has yemeklerdir.

Yapmadan Dönme
Van Kalesi, Van Müzesi, Hoşap Kalesi, Muradiye şelalesi, Edremit ve Gevaş kıyı boyu ve Gölü gezilip görülmeden,

Dünyaca ünlü bir gözü mavi diğer gözü yeşil olan Van kedisini görmeden,

Dünyaca ünlü Van Kilimleri ve Savat (gümüş) işlemeli el sanatları ürünlerinden almadan,

Zengin bir mutfağa sahip olan Van yemeklerinden yemeden,

……Dönmeyin.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<

Categories: İllerimizi Tanıyalım Tags:
idaa oyun oyna bilmeceler fesbuk Değişik oyunlar facebook giriş Güzel mesajlar komik sözler mirc hosting