Genel Bilgiler
Yüzölçümü: 13.652 km²
Nüfus: 706.009 (2000)

isa’dan önce birinci bin yılda Porsuk Nehri kıyılarında Frigyalılar tarafından kurulan Eskişehir Türkiye’nin en önemli yol kavşaklarından birisidir.

Yunus Emre, Nasrettin Hoca gibi tarihi kişileri yetiştiren Eskişehir Lületaşı, çeşitli hastalıklara iyi gelen sıcak su kaynakları ile de ünlüdür.

Eskişehir kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri, mutfağı ve alışveriş olanakları ile önemli bir turizm çekim merkezi olmayı hedeflemektedir

Tarihçe
Antik Çağda Eskişehir: Eskişehir, Sakarya Irmağı ve kollarının suladığı verimli ovada yer aldığı için, her çağda yerleşime elverişli bir alan olmuştur. Anadolu ve Ege kültür merkezlerine yakınlığı, bu kültürlerin kavşak noktasında olması, yöreyi kültür potası durumuna getirmiştir. Zaman zaman bu kültürlerin bazı öğeleri gelişerek yöreye özgü nitelik kazanmış ve bölgeyi kendi bağına bir kültür merkezi yapmıştır. Antik devirdeki “Phrygia Epiktetos” un Eskişehir – Afyon – Kütahya illerinin büyük bölümünü içine alan ” Dağlık Frigya” bölgesi bu kültür merkezi olgusunun en karakteristik örneğidir.

Antik Eskişehir, Dağlık Frigya’ nın din merkezidir ve bu dini konumunu sonraki dönemlerde de devam ettirmiştir.

şehrin Adı : Bugünkü Eskişehir ili, eski ve orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak verilmiştir. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaret ile zenginliğe kavuşmuş bir Frigya(Phrygia) şehri olarak geçer ve şehrin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir. Özellikle Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Justinianos’un yazlık sarayının varlığından söz edilir.19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıkları gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehir’in 3 km kuzeydoğusunda, Porsuk Çayı’nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burası 17 m yüksekliğinde, 450 m çapında Orta Anadolu’nun orta büyüklükteki höyüklerinden biridir. Dorylaion-şarhöyük, Bizans’ın Selçuklulara karşı korunmasında büyük rol oynamış, ancak 1176’da Selçuklu Sultanı II . Kılıçaslan’ın Bizans imparatoru Manuel Komnenos’u mağlup etmesinden sonra kent, Selçuklular’ın egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-şarhöyük’ün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W.M.Ramsay’ın bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion harabelerine Eskişehir adı verilmiş ve bu ad o zamandan günümüze uzanmıştır.

ilk Çağlarda Eskişehir: Eskişehir toprakları, Taş Devri’nden günümüze kadar binlerce kültürü yaşatmıştır. M.Ö.4000 yıllarında Eskişehir, nüfusun en yoğun olduğu bölge olarak kabul edilmiştir. Yapılan araştırmalarda, kasaba ve şehirler bulunmuştur. Ayrıca Asurlu tüccarların ticaret hayatını canlandırdıkları bir merkez olmuştur.

Eskişehir, Frigya’nın batı sınırı içindedir. Bu nedenle Frig Çağı, Eskişehir’in tarihinde önemli bir yer tutar.

Arkeolojik araştırmalar, yöredeki ilk yerleşimin M.Ö.3500 yıllarında,şarhöyük çevresinde yoğunlaştığını göstermektedir. Kalkolitik ve Bakı Çağlarında (M.Ö.3500-2500) nüfusun en yoğun olduğu bölgeler Porsuk-Seydisu ve Sarısu Çaylarının kenarları olarak belirlenmiştir. Demirci Höyükteki buluntular Eskişehir çevresinde tarih öncesi yerleşimin ve kültürün erken Kalkolitik (M.Ö.5500) Çağı’nda başladığını göstermektedir. Pek çok Anadolu Efsanesi Frigya’yı madenciliğin beşiği olarak gösteren kanıtlardır. Ayrıca Midas şehri’nde (Yazılıkaya) yapılan diğer kazılarda, yüzlerce yeni höyük tespit edilerek, bölgenin ilk çağlardan bu yana yaygın bir kültüre sahip olduğu saptanmıştır.

Yazılıkaya’da yapılan kazılarda tespit edilen höyüklerin büyük bir kısmı da Hitit Çağına ait kültür belgeleri bulunmuştur. M.Ö. 1200 yıllarında, Anadolu’daki Hitit egemenliğine son vererek, geniş bir alana yayılan Frigler, Eskişehir Ovası, Sakarya Nehri kolları ile Ankara’nın doğu ve batı bölümlerini kapsayan bir krallık kurmuşlardır. Merkezi, Polatlı yakınındaki Gordion olan bu krallığın, güçlü bir siyasi yapısı olduğu görülmektedir. Bu tarihlerde kurulan Pessinus (Ballıhisar), Midaeum(Karahöyük), Dorylaeum(,Eskişehir), Yazılıkaya(Midas) şehri gibi Frig şehirleri de Eskişehir’in il sınırları içindedir. Frigya tarihinin en bilinen kralları, Gordion ve Midas’tır. Kral Midas, Firigya imparatorluğu’nu kurmuş ancak bu imparatorluk kısa ömürlü olmuştur. (M.Ö.725-675)

Kafkasya üstünden gelen Kimmerler, 7.yüzyılın ilk yarısında, Frigya egemenliğine son vermiştir. Frig Çağı’ndaki bu şehirler, Kimmer istilaları sırasında yakılıp yıkıldıktan sonra, gücünü arttırmış olan Lidya Kralı Kroizos’un egemenliği altına girmiştir. Tarihçilere göre Midas, Kimmer akınına karşı koyamadığı için kendini öldürmüştür. (M.Ö.546-333)

Büyük iskender’in Anadolu’ya girdikten sonra, Gronikos Savaşı’nda (M.Ö.334) zafer kazanmasıyla, Frigya bu kez de Büyük iskender’in egemenliği altına girdi.iskender, önce Pessinus ve Gordion’u ele geçirdi. Aynı zamanda Frigya’ya Hellenizm Çağı ve kültürü taşınmış oldu. Bu arada Frigya’ya Grekler yerleştiler. Pessinus’ta yapılan kazılarda Frig Tanrıçası Kibele’ye ithaf edilen mabet, tiyatro ve bir çok mimari yapı ortaya çıkartılmıştır. Frigler’in dini, Anadolu’nun çok eski bir tapımı olan ana tanrıça Kibele’ye bağlıdır.

Büyük iskender’in ölümünden sonra Frigya, Galatlar’ın sürekli akınlarına uğramıştır. Ardından Romalılar’ın idaresine geçmiştir. En parlak dönemini ise, Romalılar’ın egemenliği altında olduğu yıllarda yaşamıştır.

Orta Çağlarda Eskişehir : M.S. 395 yılında Roma’nın ikiye bölünmesiyle, Frigya, Bizans toprakları bölümünde kalmıştır. Eskişehir ve çevresindeki şehirler, bu dönemde eski önemlerini yitirmişlerdir. Sadece Pessinus ticaret yolu üzerinde bulunan Dorlion Kaplıcaları varlıklarını sürdürebilmiştir. Bizans topraklarını istila eden Arap orduları, Eskişehir yakınlarına kadar gelmişlerdir. 708 yılında Abbas Bin Velid ve 778 yılında Hasan Bin Kataba burayı işgal etmiştir. 7.yy.’ın sonundan, 10.yy.’ın sonuna dek 300 yıl Bizans-Arap Savaşları sürmüştür.

Antik Çağ’da Nakoleia adıyla anılan Seyitgazi, o dönemde önemli bir durumundadır. Ancak Hıristiyanlık Çağı’nda, kent eski gücünü yitirir ve Synnada Metropollüğü’ne bağlanır. 198 yılında ise tekrar Metropollüğe yükselir. 9.yy.’dan sonra artık Nakoleia adına rastlanmaz. Bu arada Bizans eyaletlerine yayılan Selçuklular, 1074 yılında Frigya sınırına kadar gelirler. Daha sonra arka arkaya gelen akınlar nedeniyle Nakoleia önemini kaybeder. Haçlılar’ın 1079’da Nakoleia üstünden, Anadolu’nun içlerine kadar girdikleri rivayet edilir.

1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra doğudan gelen Türkler, 1074 yılında Eskişehir’i alırlar. şehrin alınmasının ardından, doğudan gelen Türk boylarını durdurmak isteyen Manuel Kommenos, bunda başarılı olamayınca batıya doğru çekilmek durumunda kalır. Alparslan ve I.Kılıçarslan zamanında Eskişehir, Haçlı Orduları’nın geçiş yeri olmuştur. Eskişehir il merkezinde, bu çağa ait fazla bir eser yoktur.

Yeni ve Yakın Çağlarda Eskişehir: Eskişehir yöresi, Osmanlı imparatorluğu’nun beşiği ve doğu seferleri yolu üstündeki önemli merkezlerinden biridir. Ertuğrul Gazi’nin ölümünün ardından, yerine oğlu Osman Bey geçer. Osman Bey, uçbeyi olduktan kısa bir süre sonra kuvvetlenerek 1298 yılında, önce Eskişehir’i sonra inönü, Seyitgazi ve Sivrihisar’ı topraklarına katar. Osman Bey’in Ahi Reisleri’nden şeyh Edebali’nin kızı Malhatun ile evlenmesiyle, Eskişehir ve çevresi daha kuvvetlenir. Osman Bey sağlığında fethetmiş olduğu toprakları yakınlarına bölüştürür. Buna göre, Eskişehir’i kardeşi Gündüzalp’in idaresine bırakır. Son araştırmalar; Sultan-Öyüğü inönü yöresinin Osmanlı alanının dışında, Germiyanlar’a ait olduğunu göstermektedir.

14.yy.’da Orhan Bey döneminin sonlarına doğru, Sultanönü, Karamanoğulları’nın eline geçer. Orhan Bey’in oğlu I.Murat döneminde de burası, iki güç arasında sorun oluşturmaktadır. I.Murat tahta çıktığı zaman, Rumeli’ye bir sefer düzenlemeye karar verir. Bunu fırsat bilen Karamanoğulları; Varsaklar, Turgutlar, Türkmen Beyleri ve Sivas Beyi ile I.Murat’a karşı birleşirler. Bunu öğrenen Sultan hemen Anadolu’ya döner. Onları yenerek Ankara’yı ele geçirir. Bu seferden dönerken de Sultanönü’nü 1363 yılında Karamanoğulları’nın elinden alır. Osmanlı sınırları, Karamanoğulları topraklarına, güneyde, Hamitoğulları Beyliği’nin kuzeyine dayanır. 1381 yılında Germiyan Beyi’nin kızı Devlet Hatun’un şehzade Bayezit ile evlenmesiyle, Germiyan Beyliği topraklarının kuzeybatısı Osmanlılar’ın eline geçer.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, özellikle savaşlarla ilgili eldeki kayıtlarda, Seyitgazi veya Sivrihisar’ın adına pek rastlanmamaktadır. Bunun nedeni, ilk yıllarda fetihlerin kuzey-batıya, Bizans’a doğru olmasındandır. Seyitgazi adı bu dönemde, sadece önemli bir Bektaşilik merkezi olarak anılmaktadır.

Sivrihisar ise, 14.yy.’ın ilk yarısında Karamanoğulları Beyliği’nin sınırları içindedir. I.Murat’ın Ankara seferinden sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.

1402 yılında Ankara Savaşı sırasında, Sultan Yıldırım Bayezit’in Timur Han’a yenilmesi üzerine; Osmanlı egemenliğini yok etmek isteyen Timur, beylikleri yeniden güçlendirmek için diğer bir çok yer ile birlikte Sivrihisar’ı Karamanoğulları’na verir. Bir süre Timur’un karargahını Sivrihasar’da kurduğu da söylenir. Yıldırım Bayezit’in ölümünden sonra Sivrihisar, yeniden Osmanlı egemenliğine geçer.

15.yy.’ın sonunda, II.Bayezit ile Cem Sultan arasındaki mücadele Eskişehir, yani Sultanönü yöresinde önemli olaylara neden olmuştur. 1481 yılında Bursa’ya giren Cem Sultan, orada II.Bayezit’in üzerine gönderdiği Ayas Paşa’nın ordusunu bozguna uğratır. Bunun üzerine II.Bayezit, Bursa üzerine yürür ve Cem Sultan’ı yener. Cem Sultan önce Eskişehir’e sonra Konya’ya kaçar. 1482 yılında Mısır’a gider.

16.yy.’ın Kanuni Döneminde, Eskişehir’in konumu dolayısıyla önem kazandığını görmekteyiz. Fatih’in ilk zamanlarına kadar Eskişehir, Ankara Beyliği’ne bağlı bir sancak ve 1451-1831 yılları arasında Kütahya Beylerbeyliği’ne bağlı bir sancaktır. 1831-1841 yılları arasında da Miralaylarla idare edilen Eskişehir, 1841 yılında Hüdavendigar(Bursa) eyaletine bağlanan bir şehir olmuştur. Eskişehir ancak 1925 yılında il olarak kendi kimliğini kazanmıştır.

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Döneminde Eskişehir : Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında, uzun süre gündemde kalan bir şehir olmuştur. istanbul’u Anadolu’ya başlayan demiryolu üzerindeki stratejik konumu, iç çatışmalardaki rolü, Anadolu’yu istila etmiş olan Yunan Ordusu’nun Orta Anadolu’ya geçişinin eşiğini oluşturması ve yeni devletin kuruluşuna katkılarıyla önem kazanmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanan Sivas Kongresi’ne (4 Eylül 1919) Eskişehir’den; Siyahizade Halil ibrahim Efendi, Bayraktarzade Hüseyin Bey ve Hüsrev Sami Bey katılır.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Eskişehir’de toplantı yapmaya karar verirler. Ancak Eskişehir-Ankara tren yolunun işletilmesinin itilaf devletlerince yasaklanmasından dolayı toplantı Ankara’da yapılır.

Atatürk, ünlü Nutku’nda, Kurtuluş Savaşı sırasında Eskişehir’e 520 kişilik bir ingiliz taburuyla,100 kişilik bir başka müfrezenin gönderildiğinden söz eder. Bu kuvvetler Eskişehir’de istasyon çevresine yerleşirler.

15 Mayıs 1919’da izmir’e çıkan Yunanlılar, kısa süre içinde Menderes, Salihli, Akhisar ve Ayvalık’a kadar uzanan bir hat üzerinde ilerlediler. Yunan kuvvetleri ayrıca, istanbuldaki ingiliz Generali Milne ve kuvvetleri tarafından desteklenmekteydi. ingiliz Generali Milne, görünüşte iki tarafa da saldırıyı yasaklamıştı. Ancak Yunanlılar, 22 Haziran 1920’de saldırıya geçerek Bursa, Uşak,Alaşehir ve Nazilli’yi aldılar.

1921 yılında Eskişehir’e 40 km uzaklıktaki inönü’de, Birinci ve ikinci inönü Muharebeleri yapıldı. Stratejik konumu bakımından önem taşıyan Eskişehir’in Yunanlılar tarafından elde tutulması son derece önemliydi. Bu yüzden Türk-Yunan Savaşlarının beş muharebesinin üçü (Birinci inönü, ikinci inönü ve Kütahya-Eskişehir Muharebeleri) Eskişehir de gerçekleşmiştir.

Eskişehir-Kütahya Savaşları sonunda Türk Ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilir. 23 Ağustos 1921’de Yunanlılar yeniden saldırır. 30 Ağustos 1921’de ise düşman ordusu, en ağır yenilgiyi alarak geri çekilmeye başlar. 2 Eylül 1922 günü, Seyitgazi yönünden gelen Türk Süvarileri Tekkeönü’nden Eskişehir’e inerler ve düşman kuvvetlerini Eskişehir’den çıkartırlar.

Coğrafya
Eskişehir’in topografik yapısını, Sakarya ve Porsuk havzalarındaki düzlükler ile bunları çevreleyen dağlar oluşturur. Havza düzlüklerini kuzeyden Bozdağ, Sündiken sıradağları, batı ve güneyden ise iç Batı Anadolu eşiğinin doğu kenarında yer alan Türkmen Dağı,Yazılıkaya Yaylası ve Emirdağ kuşatır.

ilin dörtte birini çam, meşe, gürgen, ardıç, katran ve köknar ağaçlarının oluşturduğu ormanlar teşkil eder. Orman olmayan arazilerde, su kenarlarında söğüt,ahlat ve kavak ağaçlarına rastlanmaktadır.

Eskişehir, iç Anadolu Bölgesi’nde olduğundan karasal iklime sahiptir. Yazları sıcak ve kurak,kışları soğuk ve yağışlı geçmektedir.

Geleneksel Halk Giysileri
Tunceli’de temel ekonomik faaliyet olarak hayvancılığın ve buna bağlı olarak dokumacılığın gelişmesi nedeniyle 1950’lere kadar ev dokumalarından yapılan geleneksel giysiler yaygın olarak kullanılmaktaydı. Tunceli yöresinde ekonomik ve sosyal yapıdaki değişimler, giyim-kuşam özelliklerini de etkilemiştir. Büyük merkezlerle ilişkiler, geleneksel giysiler yerine çağdaş giyim-kuşam özelliklerinin benimsenmesini kolaylaştırmıştır.

Kadın Giyimi
Gençler ince tülbent, oyalı yazma, yaşlılar da koyu renkli ipek başörtüleri, kış aylarında yünlü dokuma atkılar kullanırlar. Çarşaf dışarıda başörtüsü olarak giyilmekte, üstüne ince çit (yazma) başlanmış fesler kullanılmakta, bunun üstüne de ‘izar’ denilen beyaz bir örtü örtülmektedir.

‘Ev Bezi’ denilen beyaz bezden iç gömlek, alacasından da ucu büzgülü topuklara uzanan diz donu yapılır. Renkli dokumadan yapılan önden düşmeli içlik, ‘i?lik’ üzerine üst giysisi olarak üç ya da dört etekli entari giyilir. ‘Peşli’de denilen bu entarilerin kol ağızları (zilek) geniştir. Bele kuşak, bunun üstüne de ‘kejik’ denilen ucu püsküllü şerit sarılır. Kış aylarında çuhadan, sırma işlemeli salta ya da gocik ve hırka giyilir. şalvar, iş giysisi olarak kullanılır.

Ayakkabı olarak giyilen yüksek topuklu, nalçalı yerli ‘kara kundura’ bileği sarar. Yün çoraplar nakışlıdır. Bunlara ‘çakkala’ veya ‘menemse’ denir.

Erkek Giyimi
içlik, don ve kuşak, geleneksel iç giysilerini oluşturur. Üstte şalvar, tosya kuşak ve erkek saltası bulunur. Zenginlerde şalvar çuhadan dikilir. Üç etek ve kalın ak bezden dikilen mintana kırsal kesim erkek giyiminde de rastlanmakta, bu giysiler gocik ve hırka ile tamamlanmaktadır. Çuhadan önü ikili cepkenin iki kolu, koltuk altından bileğe kadar açık olup soğuk havalarda iliklenir. Palto yerine kolsuz keçe kullanılır.

Dokumadan yapılan ve şal-şepik denilen giysi, bol pantolon ve yakasız ceketten oluşur. Kolları ‘zilek’li geniş ve püsküllüdür. Başta ise el örgüsü başlık ve puşi bulunur. Erkek çorapları ‘gallik’, ‘dizleme’ ve ‘konçlu’ olmak üzere üç çeşittir. Erkek çoraplarına bazı hayvan motiflerinden oluşan nakışlar yapılır. Ayakkabı olarak kış aylarında çevresi kasnaklı, altın deri ya da kıl ip örgüsü, üstten bağcıklı ‘hedik’ giyilir. Yazları ‘mazdu’, ‘ham’ ve ‘dedemburnu’ denilen çarıklar giyilir.

Yöre Mutfağı ve Yöresel Yemekler
Tunceli’de temel ekonomik etkinliklerin tarım ve hayvancılık olması nedeniyle yöre mutfağı, tahıl ürünleri ile hayvansal besinlere dayanır.

Bağcılığın yaygın olduğu yerlerde besin ürünleri çeşitlenmektedir. “şire”nin hem tatlı hem de katık olarak kullanımı yaygındır. Pekmez, pestil ve orcik (cevizli sucuk), şireden yapılan besin türleridir. Ayrıca döğme denilen bulgurla ‘şireli’ tarhana yapılır.
Buğdaydan elde edilen döğmeden yapılan ‘döğme pilavı’ ve ‘keşkek, yarmadan yapılan ‘malhuta çorbası’, tarhana, erişte ve un pilavı yörenin yaygın yemeklerindendir. Sütten yağ, yoğurt, ayran ve çökelek yapılır. Yörenin en bilinen yemeklerinden biri olan ‘hazırlop köftesi’dir. Bu köfteyi yapmak için el değirmeninde öğütülmüş mercimek ve culbant (bir tür baklagil) ıslatılır, un, soğan ve maydanozla yoğrularak rulo biçimi verilir. Pişirildikten sonra üzerine kızdırılmış kırmızı biberli yağ gezdirilir.

Ekmekler genellikle tandırda ya da sacda pişirilir. Mayalı hamurdan yapılan ekşili ekmek, bazlama; mayasız hamurdan yapılan yufka, kumbik, kül (ocak) gömmesi ve değirmen poğaçası yaygın ekmek türleridir. Yumurtalı tepsi kumbiği, su böreği, bişi ve hırınç gibi börek türü hamurlu yiyecekler, sacda ya da ocakta pişirilir. Kalbur hurması ve baklava, yaygın türleridir.

Tunceli’de son yıllarda bazı tarımsal ürünlerin turizm ve ekonomiye katkısını artırmak amacıyla daha iyi tanıtılmasına yönelik çabalar artmıştır. Bu anlamda bal üretimi her yıl Pülümür ilçesinde düzenlenen ‘Bal Festivali’ kapsamında tanıtılmaya ve ilgi görmeye başlamıştır. Çemişgezek, Hozat ve Pertek ilçelerinde hayvancılığa dayalı olarak üretilen şavak peyniri ve tulum peyniri ile meyveciliğe dayalı kurutulmuş çekirdeksiz dut, pestil, orcik gibi ürünler özellikle bu yörelerde düzenlenen festivaller kapsamında tanıtılmakta, yapılan ödüllü yarışmalarda üreticiler teşvik edilmektedir.

Bu ürünlerin il dışında ve ülke genelinde tanıtımına yönelik etkinliklerin artması ve paketlemenin malzeme ve tasarım olarak geliştirilmesi halinde, geleneksel ürünlerin Tunceli Turizmine önemli bir katkı oluşturması sağlanacaktır.

Yapmadan Dönme
Munzur Irmağının kaynağını oluşturan ve 40 gözden oluşan Munzur Gözelerini görmeden,

“Ağlayan Kayalar”ın yanı başında bir hatıra fotoğrafı çektirmeden,

Munzur Vadisi Milli Parkını, Çemişgezek’te ki “ın Deliklerini gezmeden,

Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt ilçelerindeki tarihi kale ve camiler gezmeden,

Yöreye ait bal ve tulum peynirini almadan,

…Dönmeyin.

DİĞER İLLERİMİZ İLE İLGİLİ BİLGİLERE” ULAŞMAK İSTERSENİZ

>>>TIKLAYIN<



sayfalama


sayfalama

Yazar : admin

Tunceli ilimizi Tanıyalım Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

hosting Whatsapp Durumları Whatsapp Durumlari bilmeceler avatar yapma Minecraft İndir Güzel Sözler Otobüs Saatleri